ON MANDAL

Ufuk ERSOY2023-11-17 12:12:11

Bugün pazar, güneşli hava.

Bugün memleketim bir başka güzel, Boztepe alabildiğine yeşil, deniz gökyüzünü kıskandırırcasına mavi.

1977 yılında geldim bu kente. 

Kırmızı burunlu, motoru yorgun bir kamyonun arkasında.

O günden sonra hep bu kentte yaşadım.

Bu kentte büyüdüm, bu kentte yedim içtim, karnımı doyurdum ve bu yaşıma kadar bu kentin cadde ve sokaklarını arşınlayarak günlerimi tükettim.

Ve itiraf edeyim ki; kendi adıma, ne kazanımım varsa her şeyimi bu kente borçluyum. 

Seviyorum bu kenti. 

Dağını, denizini, iyisini, kötüsünü, hatasını, sevabını…

Az değil, tamı tamına 45 senelik ömrümü harcadım bu kentte. 

Her ne kadar gitmek üzerine birçok şiir yazmış olsam da, ayrılmak mı? Terk edip gitmek mi bu şehri? İnanın hiç aklımdan geçirmedim.

Kimi zaman kızdım, gücendim, kırıldımsa da birilerine/bir şeylere, yine de terk edip gitmek geçmedi aklımın ucundan.

Pireye kızıp yorgan yakmak bana göre değil.

Mesleğim gereği çok farklı kentleri gördüm, kısa süre olsa da kaldım ve gezdim.

Lakin ne İstanbul, ne Ankara, ne İzmir hatta Antalya’da yaşamak dahi geçmedi içimden.

Her zaman benim yaşamam gereken yer burası, avucumun içi gibi bildiğim, sadece sokaklarında yürüyerek mutlu olabildiğim, benim yerim, benim yarim, benim aşkım “Ordu” dedim.

Ben bundan sonra da hep buradaydım, burada olacağım.

***

Dedim ya, seviyorum bu kenti. 

Dağını, denizini, iyisini, kötüsünü, hatasını, sevabını…

Lakin öyleleri var ki; nereden çıktın karşıma be kardeşim,

Nereden tanıdım seni dediğim,

Hatta elimde olsa on tane mandal karşılığı, eskiciye vereceğim.

***

Bu şehirde yaşamayı hak etmeyenleri bir daha görmesem,

Hiç fena olmazdı aslında.

On mandal…

On çamaşır mandalı alt tarafı…

Ederi bu kadar olan insanlardan uzak durmaya çalışıyorum…

On mandal…

Biliyorum çok bile ama başının gözünün sadakası olsun demek lazım…

 

Anasayfa