NAZIM GÜLER

MAĞFİRET ÇERAĞI, TEVBE DURAĞI, İSTİĞFAR BURAĞI...

5 Nisan 2023 Çarşamba Saat: 09:57

 

Onbir ayın sultânı, Rahmet Ayı Ramazan yarıya yaklaştı. Rahmet eşiğinden mağfiret durağına geldik. Son kısmı da idrâk ettiğimizde bu mânâ dolu iklîmi lâyıkıyla değerlendirip Allâh'ın lûtfuyla affa muvaffak olarak oddan necât bulacağız, yâni ateşten kurtulmuş bulunacağız inşâllâh. Rabbimiz hepimize lütf u keremiyle nasîp eylesin. Âmin.

 

GÜZEL BİR YAZI; HEPİMİZİN NİYÂZI...

 

Şimdi bunâ dâir güzel bir yazıya geçiyoruz. Mağfiret durağında bulunduğumuz  şu  günlerde TEVBE ve İSTİĞFÂRIN ne derece önemli olduğunu anlatacak bu cümleleri dikkâte almak yararımıza olacağını düşünüyoruz:

 

RAMAZAN'IN NE OLDUĞUNU BİLSELERDİ...

 

Ramazan ayı, on bir ayın sultanı olarak yılda bir defa büyük mükâfatlarla gelir ve misafirliğini tamamlayıp gider. 

 

KUTLU MİHMÂN, MUTLU MİHMÂNDÂR...

 

Başta midelere ve sâir âzâlara tutturulan oruç ibadeti olmak üzere sahuru, iftarı, terâvih namazı, Kadir gecesi, fıtır sadakası, paylaşması, arefesi ve bayramı ile yediden yetmişe herkesi sevindiren kutlu bir misafirdir. 

 

BAŞI RAHMET, ORTASI MAĞFİRET...

 

Misafirliğin ömrü sayılıdır. Ramazan ayı da “başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş” olarak gelir ve kısa bir zaman sonra aramızdan ayrılır. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Ramazan ayı hakkında şöyle buyurmaktadır:

 

ŞÂYET BİLSELERDİ!...

 

“Şayet kullar Ramazan’ın ne olduğunu bilmiş olsalardı, senenin tamamının Ramazan olmasını temenni ederlerdi.” (İbn-i Hüzeyme, Sahih, III, 190)

Nitekim bu ayın en önemli ibadeti olan orucun mükâfâtını, Allah Teâlâ, kudsî bir hadîs-i şerîfte şöyle haber vermektedir:

 

ORUÇLUYA ÖZEL, SIR MÜKÂFÂT...

 

“İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç ise, Benim içindir. Oruçlu kişi yemesini, içmesini, cinsî arzusunu Benim için terk eder. Her iyiliğin karşılığı on misli sevap olduğu hâlde oruçlunun mükâfâtı Bana aittir.” (Buhârî, Savm, 3)

 

HER BİR BASAMAK, YÜKSEK BİRER ÂMİN!...

 

Ashâb-ı kirâmın rivâyetine göre, bir gün Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mescidde hutbe vermek üzere minbere çıkarken her basamakta durup yüksek ses ile:

“-Âmin!” demişti.

Üç kez böyle yaptıktan sonra, minbere çıkıp hutbesini vermiş, ardından aşağı inmişti. Ashâb-ı kirâm, hemen yanına koşarak ilk defa görmüş oldukları bu davranışın hikmetini sordular. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

 

BİRİNCİSİ; ÖNCE ANNE-BABA...

 

“Bugün Cibrîl bana eşlik etti. Birinci basamakta geldi ve:

«-Ana-babası ya da onlardan biri yanında ihtiyarlayıp da fırsatı değerlendiremeyen- mağfiret olunmayan- adama yazıklar olsun, Allah o adamın burnunu yere sürtsün!» dedi.

Ben de bu söze; «Âmîn!» dedim.

 

2.Sİ; SALÂT Ü SELÂM, SALAVÂT...

 

İkinci basamakta geldi ve:

«-Bir yerde Senin adın anıldığı hâlde Sana (saygı göstermeyen) salât ve selâm (ile Sana bağlılığını dile) getirmeyen adamın Allah burnunu yere sürtsün.» dedi.

Ben de yine «Âmîn!» dedim.

 

3.SÜ; RAMAZANDA TEVBE-İSTİĞFAR...

 

Üçüncü basamakta da geldi ve:

«-Ramazan ayına varmış, ama bu ayı hakkıyla idrâk edememiş, mağfiret ve tevbe imkânını kullanamamış adamın Allah burnunu yere sürtsün.» dedi.

Ben de; «Âmîn!» dedim.” 

(Tirmizî, Deavât, 100/3545; Hâkim, Müstedrek, IV, 170)

 

KÂFFE-İ EHL-İ ÎMAN...

 

Kaynak olarak 136. sayısından yararlandığımız Şebnem Dergisi ve yazar Seher Küçük başta olmak üzere cümleye teşekkürlerle berâber tüm ehl-i îmânı Ramazan'ın finâlini ODDAN NECÂT olarak yapmaya muvaffak kılması niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor; kâffe-i ehl-i îmâna sevgiler-saygılar sunuyor, sevdikleriyle berâber idrâk edecekleri sonsuz mutluluklar diliyoruz wes'selâm...