HABER ARAMA
Ordu Nöbetçi Eczaneleri
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
SON DAKİKA HABERLER
thy iletişim Sunexpress İletişim anadolujet iletişim

Derya DERVİŞOĞLU KÖKEÇ

Derya DERVİŞOĞLU KÖKEÇ

Türkçem Benim Ses Bayrağım

14 Nisan 2021 Çarşamba Saat: 09:49

“Ana dilim üzerinde düşünmeye koyuldum: Türkçenin derinliklerine dalınca gözlerime on sekiz bin âlemden daha yüksek bir âlem göründü. Bu âlemin süsler, bezekler içinde enginleşen göğü, dokuz gökten daha üstündü. Bu erdemler yücelikler hazinesinin incileri, yıldızlardan daha parlaktı.”

Türk diline hizmetiyle tanınan, Türkçenin üstünlüğünü savunan Ali Şir Nevai, Muhâkemetü’l Lûgateyn’de dil ile ilgili görüşünü bu şekilde açıklıyordu. Peki, neydi dil ve onu nasıl tanımlamak gerekti?

Dil için; belirli kurallara sahip anlamlı seslerin tümü ya da bir ulusun kimliğini oluşturan, kültürünü yansıtan, milli şuurun oluşmasında büyük önem arz eden bir anlaşma aracıdır, denebilir. Yani bir toplumun dili, o toplumun; düşünce ve yaşayış tarzının, inanışlarının, tarihinin, geleneklerinin, değerlerinin ve kültürünün süzgeçten geçirilmiş halidir.

Tanım ile yeterli kalmayıp özelliklerinden bahsetmemiz, dilin bir millet için öneminin anlaşılmasında fayda sağlayacaktır.

Dil, toplumun özelliklerini, yaşanmışlıklarını, değerlerini, tutumlarını ve adetlerini gelecek nesillere taşıyan, dinamik bir kültür aktarıcısı görevini görür. Dil ile kültür karşılıklı etkileşim halindedir.

Dilin, paylaşılan ortak değerler nedeniyle, insanları birbirine bağlayıcı özelliği vardır. Toplumdaki herkes tarafından kullanılan ve kullanılanlarca gelişimine katkı sağlanan bir araç olması, dilin toplumsal bir yapı niteliğinde olmasının açıklaması niteliğindedir.

Dil, milleti millet yapacak değerleri barındırarak, toplumda aidiyet duygusunu geliştiren, bütünleşme ihtiyacına karşılık gelen milli benliğin yansıtıcısı durumundadır.

Dil, açık uçlu olma özelliği ile üretken bir yapıya sahiptir ve sınırlı kelimelerle sonsuz ifade etme ve yanıt verme özgürlüğü sunar.

Dil için, “canlı bir organizma” benzetmesi yapılmıştır. Çünkü dil, canlılığını devam ettirirken içinde bulunduğu çevrenin, ilişkilerin değişiminden etkilenir ve dönüşüme ihtiyaç duyar.

Ural-Altay dil ailesine bağlı Türkçemizin gelişim sürecine ve aşamalarına, Türkçe eserlere değinmek gerekirse; 1070 yılında Yusuf Has Hacip’in yazdığı Kutadgu Bilig, Türk edebiyatının ilk mesnevisi, ilk seyahatname, aruz ölçüsünün ilk kez kullanıldığı eser olma özelliğini taşımaktadır. Ayrıca, devlet yönetimi ve mutluluk konularına değinilen bu eser, aynı zamanda İslam kültürü özelliklerini yansıtmasıyla da bir ilktir.

Kâşgarlı Mahmud’un 1072-1074 yılları arasında yazdığı Türkçe- Arapça sözlük niteliğindeki Dîvânu Lugâti’t -Türk, Türkçenin söz varlığı ile ilgili bilgi veren ilk sözlüktür.

Göktürklerin Orhun alfabesi ile yazdığı Orhun kitabeleri, ilk Türkçe metin olma özelliğini taşımaktadır. Altı yazıttan en önemli üç tanesi; Kültigin Kitabesi, Bilge Kağan Kitabesi ve vezir Tonyukuk Kitabesidir. Türk kültürü, devlet adamlarının tutumu, sanat, devlet ve milletin görevleri anlatılarak sonsuzluğun hedeflendiği mezar taşları, “Bengü taşlar” olarak adlandırılmıştır.

Karamanoğlu Mehmet Bey’in, 1277’de çıkardığı fermanda: “ Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecalis ve seyranda Türki dilinden gayri dil söylemeyeler. ( Bugünden sonra divanda, dergâhta, mecliste ve meydanda Türk dilinden başka dil konuşulmayacaktır.)” emrini vermesi, Türk diline resmiyet kazandırmış, kullanılan ancak beklentileri tam anlamıyla karşılamayan Arapça ve Farsça dillerine karşı da üstünlük sağlamıştır.

1928 yılında ise, yeni Türk harfleri ve alfabesi kabul edilerek, Osmanlı alfabesinin resmiyetini sona erdiren harf inkılabı gerçekleştirilmiştir. Atatürk’ün yeni harflerle ilgili açıklaması ise şu şekildedir: “ Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum.”

Türk dilini, Türk kültürünün bir parçası olarak gören Atatürk 1929’daki bir konuşmasında ise: “ Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir.” ifadesi ile milli varlığımızın önemine vurgu yapmıştır.

Akabinde de, 1932 yılında, Atatürk’ün talimatı ve Samih Rıfat ( Mustafa Samih Rifat ) Bey’in başkanlığında, Türk dilinin değerini benimsetmek ve zenginliğini ortaya çıkarmak amacıyla Türk Dil Kurumu ( Türk Dilini Tetkik Cemiyeti ) kurulmuştur.

Dilin duygu ve düşünceleri paylaşma aracı olmasından ziyade kültür aktarımındaki rolü ve bir milletin manevi varlığının devamlılığının sağlanmasındaki en önemli araç olduğu düşünülürse, etkileşim halindeki dili yabancı dillerin saldırısına karşı korumak, yabancılaştırma ve itibarsızlaştırma eylemlerine karşı bilinçli olmak gerekmektedir.

Bu aşamada filozof ve Çin bilgesi Konfüçyüs’ün, bir ülkenin yöneticisi olma durumunda yapacağı işi ifade ettiği dil ile ilgili sözünü aktarmak ihtiyacı doğmaktadır: “ Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle başlardım. Dil düzensiz olursa, sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa, adetler ve kültür bozulur. Adetler ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

Millet olabilme ruhunun devamlılığı için dil bilincinin sağlanması ve yabancı dillere özendirme faaliyetlerine karşı dilimizin özgünlüğü korunmalıdır. Ayrıca, aynı dili konuşanların birbirini anlamaktan yoksun gruplar halinde olmasının önüne geçilmelidir. Dilimize ait olmayan kelimeleri kullanmak yerine, bu kelimelerin Türkçe karşılığı seçilmeli, dili daha yakından tanımak ve sevdirmek amaçlı topyekûn bir mücadele başlatılmalıdır.

Türkçemiz…

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın: “ Türkçem, benim ses bayrağım!” diye tabir ettiği, Yahya Kemal Beyatlı’nın ise: “Bu dil ağzımda annemin sütüdür.” şeklinde ifade ettiği, bizi biz yapan ve birbirimize bağlayan en değerli bağ…

 


Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?
 

Ordu Yeni Haber Gazetesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın İsmi :
Arkadaşınızın E-Mail Adresi :
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları