26 Mart 2026 Perşembe
SON DAKİKA

DİZ AĞRISI VE DİZ ÇEVRESİ YAĞLANMANIN NEDENİ LİPÖDEM OLABİLİR

Diz ağrısı ve diz çevresinde inatçı yağlanma yaşayan birçok kişi sorunun yalnızca kilo veya yaşla ilgili olduğunu düşünüyor.
Yayınlama: 20.12.2025 12:45 Güncellendi: 26.03.2026 13:11 471 okuma
DİZ AĞRISI VE DİZ ÇEVRESİ YAĞLANMANIN NEDENİ LİPÖDEM OLABİLİR

Diz ağrısı ve diz çevresinde inatçı yağlanma yaşayan birçok kişi sorunun yalnızca kilo veya yaşla ilgili olduğunu düşünüyor. Ancak uzmanlara göre bu şikâyetlerin arkasında sıklıkla lipödem adı verilen, geç tanındığında ciddi eklem sorunlarına yol açabilen bir hastalık yatıyor.

Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, lipödemin özellikle bacakları, ilerleyen dönemde ise kol ve kalçaları tutan ağrılı bir yağlanma hastalığı olduğunu belirterek, “Sorun sadece estetik değildir. Özellikle diz başta olmak üzere eklem problemleri lipödemli bireylerde çok daha sık görülür” dedi.

DİZ AĞRISI VE HAREKET KISITLILIĞI ARTIYOR

Lipödemli bireylerde diz ağrısı, hareket kısıtlılığı ve eklem dejenerasyonu riskinin belirgin şekilde arttığını vurgulayan Karacalar, tanının gecikmesi halinde bu sürecin geri dönülemez noktalara ilerleyebileceğine dikkat çekti.

MEKANİK YÜK DİZLERİ ZORLUYOR

Lipödemde bacaklarda simetrik yağ birikimi, hassasiyet ve ödem görülüyor. Bu durum diz eklemlerine binen mekanik yükü artırıyor. Lipödemli hastalarda dizlerde içe dönme ve X şeklinde diz deformasyonlarının sık görüldüğünü ifade eden Karacalar, diz içi yağlanmanın bu tabloya önemli ölçüde katkı sağladığını söyledi.

Ayrıca ayak tabanı kemerinde zamanla çökme meydana geldiğini ve bunun yürüyüş mekaniğini bozduğunu belirten Karacalar, “Lipödemde anabolik direnç vardır. Yani kasları güçlendirmek daha zordur. Özellikle kuadriseps ve kalça abdüktör kaslarında zayıflık sık görülür. Bu da diz sorunlarını daha da ağırlaştırır” diye konuştu.

Yanlış eklem hizalanmasının ilerlemesiyle diz kıkırdağında yumuşama (kondromalazi) ve eklem kapsülünde iltihap (sinovit) gelişebildiğini belirten Karacalar, lipödemde diz ağrısının hem yağ dokusundaki iltihaptan hem de eklem kapsülünden kaynaklandığını vurguladı.

KISIR DÖNGÜYE DİKKAT

Diz ağrısı nedeniyle hareketten kaçınan lipödemli bireylerde, hareketsizliğe bağlı kas zayıflığı ve kilo artışının sorunu daha da derinleştirdiğini belirten uzmanlar, bu kısır döngünün hem lipödemin ilerlemesine hem de diz problemlerinin kalıcı hale gelmesine yol açtığını ifade ediyor.

ERKEN TANI HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR

“Lipödem tanısı geç konulan hastalarda diz sorunları hem daha sık hem de daha ağır seyrediyor” diyen Prof. Dr. Karacalar, erken tanı, uygun egzersiz programları, manuel lenf drenajı, kompresyon tedavileri ve kilo yönetiminin diz sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını söyledi.

Toplumda diz ağrısının “normal” kabul edilmemesi gerektiğini vurgulayan Karacalar, lipödem farkındalığının artırılmasının hem hastalığın ilerlemesini yavaşlatacağını hem de uzun vadeli eklem sorunlarının önüne geçeceğini belirtti.

TEDAVİDE “İNCELT – ŞEKİLLENDİR – TAMİR ET – GÜÇLENDİR” YAKLAŞIMI

Lipödemli hastalarda diz çevresindeki yağların alınmasının dizin doğru hizalanmasına önemli katkı sağladığını belirten Karacalar, bu sayede diz eklem fonksiyonlarının rahatladığını söyledi.

Kök hücre uygulamalarının ise verildiği bölgede yeni kıkırdak oluşumunu destekleyebildiğini, eklem iltihabını azaltıp kan akışını iyileştirdiğini ifade eden Karacalar, “Bu tedavilerin ardından doğru kas gruplarını güçlendirmeye yönelik egzersizler büyük önem taşıyor. Tedaviyi ‘incelt, şekillendir, tamir et ve güçlendir’ şeklinde özetleyebiliriz” dedi.

MULTİDİSİPLİNER TEDAVİ ŞART

Lipödemli hastalarda diz sorunlarının yönetiminde plastik cerrahinin yanı sıra fizik tedavi ve rehabilitasyon ile ortopedi bölümlerinin birlikte çalışması gerektiğini vurgulayan Karacalar, “Lipödem tedavi edilmeden dize yönelik işlemler çoğu zaman yeterince başarılı olmaz veya sorunlar tekrarlar” diye konuştu.

Doğru tanı, kişiye özel egzersiz programları ve multidisipliner tedavi yaklaşımlarıyla lipödemli bireylerde diz ağrılarının azaltılmasının ve yaşam kalitesinin artırılmasının mümkün olduğu belirtiliyor.