20 Ağustos 2026 Perşembe

HERKESİN FITRATI İCABI BİR YARATILIŞI VARDIR

Yayınlanma: 20.08.2026 11:06 · Yazar: Hüseyin Deniz

Hayatta bazı insanlar vardır; iyilik görse de kötülük yapar, elinden tutanı ısırır, kendisine uzanan merhamet elini bile incitmekten çekinmez.

 

İşte böyle zamanlarda insanın önüne çok önemli bir soru çıkar:

 

“Ben de onun yaptığı gibi mi davranacağım, yoksa kendi fıtratımı mı koruyacağım?”

 

Dervişin akrep kıssası tam da burada bize bir hayat dersi verir.

 

Derviş, suya düşmüş ve boğulmak üzere olan bir akrep görür. Hiç düşünmeden onu kurtarmak için elini uzatır. Fakat akrep, kendisini kurtarmaya çalışan dervişi sokar.

 

Derviş elini geri çeker; fakat akrebi ölüme terk etmez. Yeniden uzanır.

 

Akrep yine sokar.

 

Derviş yine uzanır.

 

Bunu görenler şaşkınlıkla sorar:

 

“Ey derviş! O seni sokuyor. Sen ise hâlâ onu kurtarmaya çalışıyorsun. Neden?”

 

Dervişin cevabı düşündürücüdür:

 

“Onun fıtratında sokmak var. Benim fıtratımda ise merhamet etmek. O kendi fıtratının gereğini yapıyor. Ben neden onun davranışı yüzünden kendi fıtratımı değiştireyim?”

 

İşte mesele tam da budur.

Sen başkasının kötülüğüne göre şekillenme

 

Hayat boyunca karşımıza her çeşit insan çıkacaktır.

 

Kimi vefalı olacaktır, kimi nankör.

 

Kimi gönül alacaktır, kimi gönül kıracaktır.

 

Kimi elinden tutacaktır, kimi ayağına çelme takacaktır.

 

Kimi senin başarınla sevinecek, kimi başarını kıskanacaktır.

 

Kimi sen düştüğünde elinden tutacak, kimi de düştüğün yere bir tekme daha vuracaktır.

 

Peki sen ne yapacaksın?

 

Onların yaptıklarına bakıp kendini mi değiştireceksin?

 

Hayır!

 

Çünkü senin karakterini başkasının kötülüğü belirlememelidir.

 

Bir insan sana kötülük yaptı diye sen kötüleşirsen, onun kötülüğü seni de kendisine benzetmiş olur.

 

Bir insan sana iftira attı diye sen de iftira atarsan, onun seviyesine inmiş olursun.

 

Bir insan sana nankörlük etti diye sen de iyiliği terk edersen, kaybeden sadece o değil, sen olursun.

 

Merhamet,saf olmak değildir

 

Ancak burada önemli bir ayrım vardır:

 

Merhamet etmek, kendini kullandırmak değildir.

 

İyilik yapmak, her kötülüğe tekrar tekrar maruz kalmak demek değildir.

 

Affetmek, aynı zarara kendini sınırsız biçimde teslim etmek değildir.

 

İslam, insanı hem merhamete hem de hikmete çağırır.

 

Bazen bir insanı iyilikle kazanırsın.

 

Bazen de ondan uzak durarak hem kendini hem onu korursun.

 

Mesafe koymak kin değildir.

 

Hakkını aramak düşmanlık değildir.

 

Zalime karşı durmak merhametsizlik değildir.

 

Asıl mesele şudur:

 

Kalbini kötülükten korurken aklını da ihmal etmemek.

 

Allah insana fıtratını korumayı emreder

 

Kur’an-ı Kerîm’de:

 

“Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun.”

(Rûm, 30/30)

 

buyrulur.

 

Fıtrat, insanın yaratılıştan getirdiği temiz ve doğru yöneliştir.

 

Fakat insan zamanla nefsine, öfkesine, hırsına, hasedine ve kötülüğe teslim olursa kendi özünden uzaklaşabilir.

 

Bu yüzden insanın en büyük mücadelesi sadece dışarıdaki kötülüklerle değil, kendi içindeki kötülükle de mücadele etmektir.

 

Senin çevrende herkes kötü olabilir.

 

Ama bu, senin kötü olman için mazeret değildir.

 

Herkes yalan söylüyor olabilir.

 

Sen doğruyu söyle.

 

Herkes vefasız olabilir.

 

Sen vefanı koru.

 

Herkes kin tutuyor olabilir.

 

Sen affetmenin büyüklüğünü bil.

 

Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor olabilir.

 

Sen kimsenin kuyusunu kazma.

 

Çünkü başkasının ahlaksızlığı senin ahlakını belirlememelidir.

 

Fakat akrebi de eline alma!

 

Derviş kıssasından çıkarılacak ders, “Bana zarar veren herkese tekrar tekrar fırsat vereyim.” değildir.

 

Hayır!

 

Ders şudur:

 

Akrebin akrep olduğunu bil; fakat sen de akrebe dönüşme.

 

Seni sokacağını bile bile elini nereye uzatacağını bilmek akıldır.

 

Ama o seni soktu diye zehirlenip herkesi sokmaya başlamak ise kendini kaybetmektir.

 

İnsan bazen kötülükten korunmak için uzaklaşmalıdır.

 

Fakat uzaklaşırken kalbine kin yerleştirmemelidir.

 

Hakkını aramalıdır; fakat zulmetmemelidir.

 

Sınır koymalıdır; fakat insanlığını kaybetmemelidir.

 

Senin asıl imtihanın başkası değil kendindir.

 

Belki hayatında seni kıran insanlar olacak.

 

Belki emeğini görmeyenler olacak.

 

Belki iyiliğini suistimal edenler çıkacak.

 

Belki elinden tuttuğun kişi, gün gelecek seni yarı yolda bırakacak.

 

İşte tam o noktada kendine şu soruyu sor:

 

“Ben onların yaptıklarıyla mı tanınacağım, yoksa kendi yaptıklarımla mı?”

 

Unutma!

 

Bir başkasının çirkinliği senin güzelliğini bozmasın.

 

Bir başkasının kini senin kalbine yerleşmesin.

 

Bir başkasının nankörlüğü senin vefanı öldürmesin.

 

Bir başkasının kötülüğü seni merhametsizleştirmesin.

 

Çünkü insanın gerçek asaleti, kendisine kötülük yapıldığında bile iyiliğin değerini kaybetmemesidir.

 

Ve belki de bu kıssanın bize bıraktığı en büyük ders şudur:

 

Akrep sokabilir; çünkü onun tabiatı budur.

Fakat insan, akrep gibi davranmak zorunda değildir.

 

Sana kötülük yapanın karakteri onun imtihanıdır.

 

Senin ona nasıl karşılık verdiğin ise senin imtihanındır.

 

Öyleyse başkasının fıtratındaki karanlık, senin kalbindeki ışığı söndürmesin.

 

Kötülük gördüğünde kötüleşme.

Haksızlık gördüğünde zalimleşme.

Nankörlük gördüğünde vefasızlaşma.

 

Mesafeni koy, tedbirini al, hakkını ara…

 

Ama insanlığından vazgeçme.

 

Çünkü başkası değişmese bile, sen kendi fıtratını koruduğun müddetçe insan kalırsın.