KARZ-I HASEN (GÜZEL BORÇ)NEDİR
Allah’a borç vermek Allah için borç vermek Demektir.
İnsan olarak yaşadığımız hayat süresi içerisinde mutlaka ihtiyaç duyup borç aldığımız veya ihtiyaç sahiplerine borç verdiğimiz olmuştur.
“Aldığımızda bizim için, verdiğimizde başkaları için, aynen "can suyu" gibi geldi.
Günümüz Müslümanları arasında, borç almanın da vermenin de giderek daha zor hale geldiğini görüyoruz. Bu yüzden, daha fazla insanın, bankalardan kredi alıp faize bulaştıklarına şahit oluyoruz.
Bizlere düşen görev ise,Allah'ın emrini, Peygamber'in sünnetini hatırlayıp; sorumluluklarımızı bilerek yerine getirerek imkanlar ölçüsünde bir Müslüman olarak elbette ki o kişilere yardım elimizi uzatmamızdır.
Bu İslam kültür ve medeniyetinde, "karz-ı hasen" (güzel borç verme) diye tanımlanan bir gelenektir. Gücü ve imkânı olan Müslümanlar, ihtiyaç sahibi kardeşlerine; ilave bir fayda beklemeksizin, misli ile iade edilmek üzere borç veriyorlar.
-İşin doğrusu şu ki; konuyla ilgili bütün ayetlerde, "Allah'a borç vermek" ifadesi kullanılıyor.
-Ancak, âlimler ve fakihler tarafından, bunun mecâzî bir beyan olduğu belirtilerek; "Allah'ın rızasını gözeterek, kullara borç vermek" şeklinde yorumlanıyor.
Ayrıca, Allah(cc); karşılığında "büyük mükâfat" vadediyor. Verilen borcu, "kat kat fazlasıyla" geri ödeyeceğini söylüyor.
Bakara Suresi 245'de; "Kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah onu kat kat fazlasıyla geri öder" der.
-Allah'ın dinini tebliğ ve temsil konusunda rehberimiz, önderimiz, hayat modelimiz olan Peygamber(sav) Efendimizin de ihtiyaç sahiplerine borç vermeyi teşvik ettiğini biliyoruz. "Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun ahiret sıkıntılarından birini giderir.
Kul kardeşinin yardımcısı olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur" mealindeki hadis-i şerifi; hem bize fırsat sunan bir müjde, hem de sorumluluk yükleyen bir vecibe olarak görüyoruz.
-Aslında, ihtiyaç sahibine borç vererek elde edilecek sevabın ve mükâfatın daha ötesine işaret ederek; "Ödeme güçlüğü içinde olan borçluya zaman tanıyan ya da alacağından vazgeçip bağışlayan kimseyi, Allah, kendisinden başka hiçbir gölgenin (himayenin) olmadığı kıyamet gününde, arşının gölgesinde gölgelendirecektir. diyor.
Kim bir mümin kardeşine borç verir de ödeme güçlüğü çeker ve alacaklısı onu o kişiye bağışlarsa,
Böylece; ya "Allah'a borç vermiş" ya da "Allah rızası için kullara borç vermiş" oluyorlar.
Şüphesiz, her ikisi de fevkalade güzeldir.
Bu husus hakkında Tevbe Suresi Ayet 111'i hatırlayalım. "Allah, müminlerden, mallarını ve canlarını; kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.
Zengin ve imkanı olanlar olaraktan her zaman imkanlar nispetinde çevremizde bulunan borçluları, yetimleri, yoksulları sevindirerek; hem dünya, hem de ahiret hayatımız bakımından kazançlı hale gelebiliriz.
İster Allah'a, ister Allah için kullara borç verelim. Yeter ki, iyilik ve güzellik halkasının içine girelim.
Unutmayalım ki; sahip olduğumuz her şeyin, gerçek sahibi Allah'tır. Buna rağmen; cömertliğinden, rahmetinden, bereketinden dolayı kat kat karşılık vererek bizden satın alır.
Bu emsalsiz ticarete,yakından uzağa doğru kendi çevremizden başlama zarureti var. Biz kulların elinden tutarsak, Allah da bizim elimizden tutar.
Ne kadar imkânımız varsa, o kadar imtihanımız vardır. Son tahlilde; istif ettiklerimiz değil, infak ettiklerimiz bize kalır. Allahın gerçek kulları Allahın verdiğine onun yolunda harcayanlar.