ŞAKALAMAK VE ŞAKALAŞMAK!!!
1 Nisan şakası gibi yani, dostuna ve sevdiği bir kişiye iş beklemedik bir haldeyken ona kaynanan öldü gibi aslı olmayan bir şekilde onu şakalamak ve kandırma yönünü seçmek bu olaya inandırmaya denir.
Şakalaşmak bir eğlence biçimi, ancak sınırları bilmek gerek. Eğer başkalarına duygusal veya fiziksel zarar vermeye başlıyorsa orada şakalaşma biter, zorbalık başlar. Günümüzde popüler sosyal medya mecralarında genç insanların bile şakalaşmak adına tehlikeli davranışlarda bulunduğu videolar görebiliyoruz.
İnsanlar kendi aralarında şakalaşırken bazen aşırıya kaçıp istemeden de olsa birbirlerine zarar verebiliyor. Uzmanlar “Sınırları bilmek gerek. Karşımızdakine duygusal ve fiziksel zarar vermeye başladığımız an şakalaşma biter, zorbalık başlar” diyor.
Şaka, latife yapmak yemekteki tuza benzer. Tuzun olmaması da çok olması da yemeğin lezzetini bozar. Bunun gibi şaka ve latife yapmak da ölçülü olursa faydalı olur, ölçüsüz olursa zararlı olur.
Halk tabiriyle buna eşek şakasıda denir!…
Eşek şakası, karşısındaki kişiyi zor duruma düşüren, korkutan, incitici, kaba ve genellikle fiziksel müdahale içeren şaka türüdür. Karşıdakini gülünç duruma düşürmek veya kızdırmak amacıyla planlanarak yapılan, hoşa gitmeyen ağır şakaları ifade eder.
Günümüzde bazı eşek Şakası Örnekleri:
En başta 1 Nisan şakası gelir.
Akabinde oturacağı sandalyeyi arkadaşının altından çekmek.
Korkutmak amacıyla arkadaşına ani çıkışlar yapmak.
Yüksek bir yere su dolu kova yerleştirerek pusu kurarak arkadaşının üzerine dökülmesini sağlamak.
Yemek yerken tuzluğa şeker, şekerliğe tuz koymak.
Bir de bunun en kabullenemez olanları vardır!..
* Ağır şaka
* Kaba şaka
* İncitici şaka
Bu şaka türü, amacı güldürmek olsa da genellikle karşı tarafı mağdur ettiği için olumsuz bir anlam taşır.
İnsan elbetteki şakalaşır ancak dozu iyi belirlenmelidir!
Şaka keyif verici olması gerekir.
Yoğun çalışmalar ve üzücü olaylar karşısında sıkılan insanın, neşeli olmaya ihtiyacı vardır. Bunun için ara sıra ölçülü olmak şartıyla fıkra anlatmak, şakalaşmak iyi olur. Peygamber efendimizin de şakalaştığı, "Ben de şaka yaparım, fakat doğru konuşurum" buyurduğu hadis kitaplarında bildirilmektedir. Bir defasında, yaşlı bir kadına, "Cennete kocakarı girmez" buyurunca, kadıncağız üzülür. Bunun üzerine kadına, "Sen o zaman genç olursun" buyurur. Mizah genelde üzüntüye sebep olduğu için esası kötü kabul edilmiştir.
Bunun için istisna edilen az bir miktarı hariç mizah yapmak pek uygun görülmemiştir. Nitekim Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Kardeşine karşı münakaşaya, cedelleşmeye girişme! Onunla şaka yapma!" Yasaklanan, ancak şakada ifrata kaçmak veya daimî bir şekilde şakalaşmaktır. Ölçülü şaka ve oyun oynamak mübahtır. Fakat daimî şekilde şakalaşmak ve oynamak kötüdür. Bunlarda ifrata kaçmaya gelince, böyle yapmak, fazla gülmeyi, fazla gülmek de kalbi öldürür ve bazı hallerde de kin gütmeye sebep olur. Böylece hürmet ve vakar ortadan kalkar. Ancak şaka yapıp haktan başkasını söylememeye, Hazreti Peygamberin benzerleri güç yetirebilirler. Diğerleri ise mizah kapısını açtığı zaman, nasıl mümkün ise o yoldan halkı güldürmeye çaba sarf eder. Halbuki Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Kişi, yanında oturan arkadaşlarını güldürmek için bazen bir söz söyler. O söz yüzünden Süreyya yıldızından daha uzak bir mesafeden ateşin içerisine yuvarlanır." Hazreti Ömer şöyle buyurmuştur: "Gülmesi çok olanın heybeti azalır. Mizah yapan kıymetini, vakarını kaybeder. Kim bir şeyi fazla yaparsa onunla tanınır. Konuşması fazla olanın hatası çoğalır. Hatası çok olanın hayâsı azalır. Hayâsı azalanın takvası azalır. Takvası azalanın da kalbi ölür.Son söz olarak şunu söyleyebiliriz, çok şaka insanı arsız yüzsüz eder ve çok gülmekte kalbi öldürür.