13 Nisan 2026 Pazartesi
SON DAKİKA

ZAM MI, FIRSAT MI?

Yayınlanma: 24.02.2026 09:19 · Yazar: Erol Karaer

 

Bir kalem mala 1 kilo başına 100–200 lira zam yapılır mı? Yapılıyor. Üstelik öyle usul usul değil; adeta göz göre göre. Daha da çarpıcısı, bunu yapan da biliyor, vatandaş da biliyor, denetlemekle yükümlü kurumlar da biliyor. Ama sonuç? Seyir.

Bir iş yeri düşünün. Günde sadece 10 kilo sattığı bir ürüne 100–200 lira arasında zam yapıyor. Bu ne demek? Günlük 1.000 ila 2.000 lira ek gelir demek. Aylık hesapladığınızda 30 bin ila 60 bin lira arasında yalnızca tek kalem üründen elde edilen fazladan kazanç anlamına geliyor.

Bu küçük ölçekli bir örnek.

Bir kasap ete kilo başına 200 lira zam yapmış olsun. Günde 100 kilo satış yaptığını varsayalım. Günlük 20 bin lira, aylık yaklaşık 600 bin lira ek ciro demektir. Üstelik bu yalnızca tek ürün üzerinden.

Zincir market boyutuna geçtiğinizde tablo daha da büyüyor. Bir kilo peynire 45 lira zam yapıldığını düşünelim. Türkiye genelinde yüzlerce şubesi olan, günde binlerce kilo satış yapan bir zincir için bu artış milyonlarca liralık ek gelire dönüşür. Çünkü hacim büyüdükçe, zam da katlanarak büyür.

Hangi gider kalemi bir gecede bu seviyede artıyor?
Elektrik mi?, Kira mı?, Nakliye mi?, Personel mi?, Vergi mi?

Elbette maliyetler artıyor. Kimse bunu inkâr etmiyor. Ama maliyet artışıyla fiyat artışı arasındaki makas bu kadar açıldığında ortada başka bir gerçek daha var: Fırsatçılık.

Ekonomide temel bir ilke vardır: Belirsizlik ortamı fiyatları yukarı iter. Çünkü herkes “yarın ne olacak?” endişesiyle bugünden yüklenir. Fakat bu refleks, bir noktadan sonra savunma değil, sistematik kazanca dönüşür. O zaman mesele maliyet değil, psikolojidir. Ve psikoloji üzerinden fiyatlama yapılmaya başlanır.

En tehlikelisi de budur.

Çünkü vatandaş artık etikete güvenmez.
Market ile kasap arasında fark aramaz.
Gerçek maliyetle şişirilmiş fiyatı ayırt edemez hale gelir.

Güven kaybolduğunda ekonomi sadece rakamsal değil, ahlaki bir krize de girer. Denetim mekanizmaları burada devreye girmelidir. Fahiş fiyat nedir? Nerede başlar? Maliyet artışı ile fırsatçılık arasındaki çizgi nasıl belirlenir? Şeffaflık olmadan bu soruların cevabı havada kalır.

Bugün mesele yalnızca 45 liralık peynir zammı ya da 200 liralık et artışı değil. Mesele, zincirin en zayıf halkası olan tüketicinin sistematik biçimde yükü sırtlamasıdır.

Serbest piyasa kuralsız piyasa değildir.
Rekabet başıboşluk değildir.
Kâr etmek fırsatçılık demek değildir.

Ama fırsatçılık, her zaman “maliyet arttı” cümlesinin arkasına saklanır.

Asıl soru şu:
Gerçekten maliyet mi artıyor, yoksa vicdan mı azalıyor?