BU TOPRAKLAR HEPİMİZİN!
Ordu’nun dört bir yanında yükselen bir ses var: “Vahşi Madene hayır!” Bu ses sadece bir slogan değil; bir yaşam biçiminin, bir geleceğin ve bir kültürün savunmasıdır.
Son günlerde özellikle yaylalarımızda yürütülmek istenen maden arama faaliyetleri, bölge halkını ve sivil toplum kuruluşlarını ayağa kaldırmış durumda. Tepkiler büyük, kaygılar ise son derece haklı. Çünkü mesele sadece bir sondaj çalışması değil; mesele, doğrudan doğruya yaşam alanlarımızın geleceği.
Ordu’nun yaylaları…
Sadece yeşil alanlar değildir onlar. Her biri bir nefes, bir hatıra, bir yaşam kaynağıdır. Çocukluğumuzun geçtiği, hayvancılığın sürdüğü, suyun en saf haliyle aktığı yerlerdir.
Şimdi soralım:
Bu güzellikleri birkaç yıllık ekonomik kazanç uğruna feda etmeye değer mi?
Maden faaliyetlerinin en büyük tehditlerinden biri su kaynaklarıdır. Bir kez kirlenen suyun geri dönüşü yoktur. Oysa Ordu’nun en büyük zenginliği; toprağı kadar suyu, suyu kadar doğasıdır.
Temiz suyu kaybetmek; tarımı kaybetmek, hayvancılığı kaybetmek ve en önemlisi sağlıklı yaşamı kaybetmek demektir.
“Vahşi madencilik” ifadesi boşuna kullanılmıyor. Kontrolsüz, denetimsiz ve doğayı hiçe sayan uygulamalar; sadece bugünü değil, yarını da yok ediyor. Türkiye’nin farklı bölgelerinde bunun acı örneklerini gördük. Kuruyan dereler, yok olan ormanlar, terk edilmiş yaşam alanları…
Aynı senaryoyu Ordu’da neden yaşayalım?
Bugün Ordu’da yükselen itirazlar, sadece duygusal bir tepki değil; bilinçli bir duruştur. İnsanlar toprağına, suyuna, geleceğine sahip çıkıyor.
Ve bu ses duyulmak zorunda.
Çünkü bu topraklar birkaç şirketin değil, bu şehirde yaşayan herkesin.
Bugün vereceğimiz kararlar, yarının Ordu’sunu belirleyecek. Çocuklarımıza yemyeşil yaylalar mı bırakacağız, yoksa kazılmış, kurutulmuş, terk edilmiş alanlar mı?
Cevap aslında çok net.
Doğayı korumak bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Ve bu yüzden diyoruz ki:
Vahşi Madene hayır..!