16 Nisan 2026 Perşembe
SON DAKİKA

DOĞA YOKSA GELECEK TE YOK!

Yayınlanma: 16.04.2026 09:22 · Yazar: Mehmet Topkaraoğlu

 

Ordu’da 18 ayrı sahada, 85 mahalleyi kapsayan ve 24 bin 311 hektarlık devasa bir alanın madencilik faaliyetlerine açılması… Kâğıt üzerinde bir ihale, birkaç teknik detay ve resmi süreç gibi görülebilir. Ancak bu karar, aslında sadece toprağın değil; bir şehrin hafızasının, doğasının ve geleceğinin de ihaleye çıkarılması anlamına geliyor.

Bu coğrafyada yaşayan herkes bilir: Ordu’nun toprağı sadece toprak değildir. Fındık bahçelerinin gölgesinde büyüyen çocukluklar, derelerin sesine karışan hatıralar ve yaylalarda kurulan hayatlar vardır. Şimdi sorulması gereken basit ama hayati bir soru var: Bu değerlerin karşılığı gerçekten birkaç maden sahası mı?

Madencilik elbette bir ekonomik faaliyet. Kimse kalkınmaya, üretime ya da ülke ekonomisine katkı sağlayacak adımlara kategorik olarak karşı çıkmaz. Ancak mesele, nerede, nasıl ve ne pahasına sorularında düğümleniyor. Ordu gibi doğal dengesi hassas, tarım ve su kaynakları açısından kritik bir bölgede yapılan her müdahale, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.

24 bin hektardan fazla bir alan… Bu sadece bir rakam değil. Bu alan; su havzaları, tarım arazileri, orman dokusu ve biyoçeşitlilik demek. Bu alan; geçimini topraktan sağlayan binlerce insanın geleceği demek. Bu alan; çocuklara bırakılacak bir doğa mirası demek.

Madencilik faaliyetlerinin olduğu birçok bölgede gördük: Başlangıçta “kontrollü” denilen çalışmalar, zamanla doğanın dengesini altüst etti. Dereler kurudu, toprak verimsizleşti, köyler göç vermek zorunda kaldı. Geriye ise çoğu zaman doldurulamayan çukurlar ve suskunlaşan doğa kaldı.

Ordu için de benzer bir risk söz konusu. Üstelik bu sadece çevresel bir mesele değil; aynı zamanda sosyal bir kırılma noktası. Çünkü bu kararlar, o bölgede yaşayan insanların rızası, kaygıları ve yaşam biçimleri göz önüne alınmadan alındığında, toplumsal bir huzursuzluğun da kapısını aralar.

“Madene hayır” diyenlerin sesi, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu ses, gelişime karşı bir duruş değil; kontrolsüz ve doğayı hiçe sayan bir anlayışa itirazdır. Bu ses, aslında “yaşanabilir bir gelecek” talebidir.

Unutulmamalıdır ki doğa bir kaynak değil, bir emanettir. Ve bu emaneti korumak, sadece bugünün değil yarının da sorumluluğudur.

Bugün atılan imzalar, yarın çocuklarımızın kaderini belirleyecek. Belki de asıl mesele şudur: Biz, torunlarımıza maden sahaları mı bırakacağız, yoksa yeşil bir Ordu mu?

Karar vericiler için bu sadece bir proje olabilir. Ama bu şehirde yaşayanlar için bu, hayatın ta kendisi.

Hayat, hiçbir ihaleye sığmayacak kadar değerlidir.

Ve unutulmamalıdır ki doğa kaybedildiğinde, kazanılan hiçbir şey gerçek bir kazanç değildir.

Biz madene karşı değiliz. Biz kontrolsüz ve doğayı yok edecek aramalara karşıyız…