DÜŞMAN, ELİNDEKİ ZEYTİN DALINA DEĞİL, BELİNDEKİ SİLAHA BAKAR
Aziz milletimiz bin yıldır bu kutlu vatan topraklarında yalnızca toprak değil; inancını, bayrağını, ezanını, namusunu ve hürriyetini de korumuştur. Tarih bize göstermiştir ki, barış istemek kadar o barışı koruyacak güce sahip olmak da bir milletin en büyük vazifesidir.
"Düşman seninle anlaşma yaparken, elindeki zeytin dalına değil, belindeki silaha bakar." Bu söz, savaşı öven bir anlayışın değil; güçlü olmanın barışın teminatı olduğunun ifadesidir. Çünkü dünyada haklı olmak her zaman yeterli değildir. Hakkını koruyabilecek kuvvete de sahip olmak gerekir.
Milletimiz hiçbir zaman savaşın tarafı olmamış, ancak söz konusu vatan olunca canını seve seve vermekten de geri durmamıştır. Malazgirt'te Sultan Alparslan'ın beyaz kefeniyle ordusunun önüne çıkışı, Çanakkale'de iman dolu göğüslerin dünyanın en güçlü ordularına karşı dimdik duruşu, İstiklâl Harbi'nde yokluk içinde yazılan destan ve 15 Temmuz gecesi milletimizin iradesine sahip çıkışı bunun en açık örnekleridir. Bu zaferlerin temelinde yalnızca silah değil; iman, vatan sevgisi, birlik ruhu ve Allah'a olan teslimiyet vardı.
Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın..." (Enfâl Suresi, 60. Ayet)
Bu ilahî emir, haksız yere savaş çıkarmayı değil; düşmanı saldırmaktan vazgeçirecek bir hazırlık içinde olmayı öğütlemektedir. Güçlü olmak, zulmetmek için değil; zulmü önlemek ve mazlumu korumak içindir.
Bugün güçlü olmak; sadece modern silahlara sahip olmak demek değildir. Güçlü olmak; imanlı nesiller yetiştirmek, ilimde ve teknolojide ilerlemek, üretmek, adaleti ayakta tutmak, devletine sadakatle bağlı olmak ve milletçe kenetlenmektir. Kalemi güçlü olmayanın kılıcı da uzun süre güçlü kalamaz. Ahlakı çöken bir toplumun ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, geleceği tehlike altındadır.
Ne yazık ki tarih boyunca birçok devlet, içeriden bölünerek yıkılmıştır. Düşman çoğu zaman dışarıdan gelmeden önce gönüllere fitne eker, birlik ruhunu bozmaya çalışır. Bunun için en büyük silahımız; kardeşliğimiz, milli şuurumuz ve manevi değerlerimize bağlılığımızdır. Bayrağımızın gölgesinde, ezanımızın çağrısı altında omuz omuza durduğumuz sürece hiçbir güç bu millete diz çöktüremez.
Atalarımızın şu sözü asırların tecrübesini özetler:
"Hazır ol cenge, ister isen sulh u salah."
Bu söz saldırganlığı değil, caydırıcılığı anlatır. Çünkü güçlü olanın barışı daha kıymetlidir. Zayıfın barış çağrısı çoğu zaman mecburiyet olarak görülür; güçlü olanın barış eli ise saygıyla karşılanır.
Bizim medeniyetimiz, savaşta bile merhameti elden bırakmamış bir medeniyettir. Kadına, çocuğa, yaşlıya ve masuma dokunmayı yasaklayan bir inancın mensuplarıyız. Elimizde bir yanda zeytin dalı, diğer yanda vatanı koruyacak güç bulunmalıdır. Çünkü barış ancak onu koruyabilecek irade ile anlam kazanır.
Bugün bizlere düşen görev; çocuklarımıza vatan sevgisini, bayrak aşkını, ezana bağlılığı ve millet olma şuurunu aşılamaktır. Savunma sanayisinde güçlü, ekonomide üretken, bilimde öncü, ahlakta örnek bir Türkiye; sadece kendisinin değil, mazlum milletlerin de umudu olacaktır.
Unutmayalım ki şanlı bayrağımız gökten inmemiş, şehitlerimizin mübarek kanıyla yükselmiştir. Ezanlarımız kendiliğinden okunmuyor; bu toprakları canları pahasına koruyan kahramanların fedakârlığı sayesinde semalarda yankılanıyor.
Barışı istemek büyük bir fazilettir. Fakat barışı koruyacak güçten mahrum kalmak, geleceğimizi tehlikeye atmaktır. Allah milletimize birlik, dirlik ve kuvvet versin. Rabbimiz ordumuzu muzaffer, devletimizi payidar, bayrağımızı da ilelebet semalarda dalgalanan aziz bir emanet eylesin.
Çünkü bu millet bilir ki; zeytin dalını uzatırken bile vatanını koruyacak kudrete sahip olmak, bağımsızlığın en sağlam teminatıdır.