İRFAN MECLİSİ, RUM GÖÇÜ; GÖLKÖY'DEN HER KÖYE, GÜVELOO GARA OSMAN'IN ANLATTIKLARI...
Değerli dostlar, tâ ilkokul yıllarından beri, neredeyse kendimizi bildik bileli diyebileceğimiz bir târihten bu yana, yazıyoruz, her yıl defter, ajanda dolduruyoruz; ama iyi bir notçu, yâni yazıcı değiliz.
*ANTİKA DÜKKÂNI, İRFAN MECLİSİ*
Şimdi elimde, dediklerimiz dışında ayrıca küçük, kare biçiminde kâğıtlar var. Neresi baş, neresi son belli değil. Hangisi hangi kişinin sözü; o da meçhul. Ama ortada, şimdi merhum olan Saatçi İrfan Ağabey'in Ordu Yeni Mahalle'deki antika ağırlıklı dükkânında konuşulanlar var ve geçmişten manzaralar sunuyor. Kimin dediği de çok önemli değil sonuçta.
*SANKİ SİYÂKÂT MÜBÂREK!*
Hem; bu konuşma hangi yılda yapıldı? Ajandaları tek tek karıştırıp aramak gerek. Bu yazı için, son 5-10 yılı özellikle.
Bulsam da, elimdeki notlar gibi onlar da biraz da hızlı yazıldığından net okunamıyor. En azından bâzı kelimeler. Sanki asırlar öncesi siyâkat yazısı mübârekler!
*YİNE DE; HADİ BİSMİLLÂH!*
Her neyse biz notlara dönelim. Böylelikle hiç olmazsa birkaç parçanın ağır yükünden kurtulmuş oluruz. Niye derseniz; böylesi o kadar çok kâğıt var ki dosyalarda duruyor. Resmen sıkıntı. Onları biriktirdik. Sanki birer emânet. Yerini bulması lâzım. Ama, hadi yaz bakalım.
Yine de en güzeli kıyısından-köşesinden başlamak. Hadi Bismillâh:
*ÖZBİLEN İRFAN, GÜVELOOO OSMAN*
Bilmiyorum şimdi hayâtta mı, Güveloğlu Gara Osman Ağa Amca ile o günlerde İrfan Âbi'nin dükkânında karşılaşmıştık. İrfan Âbi ondan söz ederken; 7 defâ Hicaz'a gittiğinden, 7 yıl Rus'a esir kaldığından falan sözle berâber tanıtma ve ön bilgi mâhiyetinde olarak şöyle devâm etti:
*TEDRÎSÂT, KADILIK, ASÂLET*
"Bunlarda bir asâlet vardı. Dedemin babası Giresun-Ordu bölge kadısıymış. Bunlar da müftü. Babam bunlarda okumuş. Babamın dedesi de meşhur Tokat medreselerinde tedrîsât görenlerden."
*HAPSAMANA'DAN GÖLKÖY'E*
İrfan ÖZBİLEN Ağabey, sessizce duran ve hareketleri oldukça ağır seyreden misâfirin yaşının 110'a yakın olduğunu söyleyince bu sefer ister-istemez onun tarafına doğru daha bir dikkâtle dönerek anlattıklarına kulak kesilmiştik:
*ZEYTİNLER DÖKÜLÜYOR, ELBİSE DİKİLİYOR*
"Buranın adı daha önceleri Hapsamana idi. Kazâ olduğu yıllarda ilk elbiseyi biz giydik Gölköy'de. Zeytinleri kürekle döküyoruz. Yemeyi bilmiyoruz.
*KÖPRÜBAŞI HAN, AŞAĞISI CADDE*
Daha kötüsü, 100 kg patatesi koyar ata Ordu'ya gelirdim. Biri dizgini, biri de atın başını tutar öyle yükler ya da indirirdik. Sâhile indiğimizde, Köprübaşı'nda han vardı. Orda yatardık. O zamanlar buradan Orta Câmi'ye kadar sâdece bir cadde vardı.
*ÇARŞI BOŞ, ÇARIK DELİK, SEMER YIRTIK*
Gölköy'den getirdiğimiz ekmeği yerdik yine. Fırın yok, ekmek yok; doğru-dürüst birşey yoktu çarşıda.
O yıllar Gölköy'de herkeste bulunmayan çarığı giydiğimizde de buraya gelene kadar dayanmayıp eskiyordu. Eskiyince, birisinin atının semerinden kes, yama! (Hırsızlıkla tabiî) Şimdiki insanları anlamak zor. Herşeyleri var da; huzurları yok!
*PATATES HOR, ŞİKÂYET GANÎ, BEREKET HANİ?*
Hâlbuki esas olan huzurlu yaşamaktır. Bunun için kendimiz alınteriyle kazanıp gönül rahatlığıyla yiyelim. Çalmayalım.
Bizimkiler sonraları para etmiyor diye patatesi kerih gördüler, küçümsediler. Hakâret ettiler. Hocalar şükredin dedilerse de duymadılar. Şimdi de ekseler de o ürün olmuyor!
*ATIM BÖLGEDE BİR TÂNEYDİ*
Herşey gelip-geçici; sonu yok. Sâdece yaptığım hayırlara güveniyorum şimdi.
Atıma gelince; Karadeniz Sâhili'nde bir tâneydi. Dizgini çekince önüne ne gelirse çiğniyordu.
*ASKERLİK, YÜRÜME, HAKÎKÎ ADAMLAR*
47 Ay askerlik yaptım. Birisi ayağımda yara çıktığı için olmak üzere 3 kere izinli geldim. Gölköy-Ordu arası hep yürüme gidip geliyoruz o zamanlar.
Askerdeyken, savaşta aksakallıları gören hakîkî adamlar tanıdım!
*ULUGÖL'DE EVLİYÂ, KABİRLER BERHAVÂ?*
Buna mukâbil, Ulugöl'de çok evliyâ kabri vardı; hep söktüler, kaybettilet! Ne büyük câhillik!
Bizim oralardaki Rumları, Ermenileri çok iyi tanırım. Rumları sürüyorlar. Mübâdele yılları. Gitmek zorundalar. Herşeyi de götüremiyorlar ya da götürmek istemiyorlar. Yük olmasın veyâ yüzyıllardır içiçe yaşadığımız komşularımıza hediye olsun diye.
*RUM KARISI, HİCAZ, BÖREK TAVASI*
Nitekim bir Rum karısı bizimkilerden bir hanıma;
- Şu börek tavasını al. Hayrıma senin olsun! Diyor. Bizimki de;
- Benim kocam Hicaz'da. Böyle şeyi kabûl etmez!
Isrâr edince de tavaya karşılık yaşmağını vererek, peştemalını başına sarıyor, öylece vedâlaşıp uğurladıktan sonra evine dönüyor."
*TASHİH, TASRİH, İLÂVE*
Evet; elimizdeki notlar bu kadar. İlerde ajandada bulursak ve de başka şeyler varsa onları da ilâve ederiz inşâllâh. İçinizde burada geçen isimleri tanıyıp, olaylardan haberdar olup ta tashih, tasrih ya da ilâve bir bilgi söz konusu olup ta yoruma ya da bizzat bize yazarsanız memnun oluruz.
*İŞLER MÜŞKİL, VAR MI YARDIMCI-GİL?*
Diğer yandan işimizin ne kadar müşkil olduğunu göresiniz diye söylüyorum; bu kadar yazıp ta ancak 4 parçacık kâğıt gittiyse, -ki arkalı-önlü toplasan hepsi bir A4'ün bir yüzü kadar ancaktır- ajandalar bir yana dosya dosya A4'lerle hâlimiz nice olacak? Toplamak kolay ama gördüğünüz gibi haplamak zor! Allâh CC yardımcımız olsun. Âmîn. Siz de duâ edin inşâllâh.
*BÜYÜKLERE RAHMET, DUÂ; BİZAHMET*
Yazıyı bağlarken kendisinden çok istifâde ettiğimiz İrfân Ağabey ve de Osman Dede'ye Rabbimizden engin rahmetler diliyor, buna mümâsil yeni yazılarda buluşmak, Allâh'ın izniyle kâğıt tomarlarını inceltmeye muvaffak olmak temennîsiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes'selâm...