ÖLME EŞEĞİM ÖLME
Siz bakmayın meydanlarda duyduğunuz klasik siyasetçi cümlelerine.
Hiç birisi inanarak söylemiyor o sözleri zaten,
Her bir cümle süslü ve ezberlenmiş.
Zamanı geldiğinde temcit pilavı gibi gelip koyuyorlar ortaya.
Yiyoruz.
Kaşık kaşık yiyoruz hem de.
Yemediğinizi inkar edemezsiniz.
Kimbilir kaç kez, kaç yerde, kimlere kurulmuş haberiniz yok.
Ne vatana, ne millete, hiç kimseye faydası yok o cümlelerin.
Hamaset dolu cümleler çöplüğünden çıkarılıp, tribünlere savruluyor sadece.
Ki; ülke gündeminden uzak,
Halkın nasıl yaşadığından habersiz olanların,
Koltuklara yapışıp kalanların,
Gelecekteki siyasi hayatlarını garanti altına alma çabasından başka bir işe yaramıyor.
***
Hepimizin bildiği bir şarkı dilimizde pelesenk olmuş söyleyip duruyoruz.
Güzel günler göreceğiz diyorlar.
Motorları maviliklere sürecekmişiz.
Aradan yıllar geçti ne oldu?
Geldik, yaşadık güya, ömür geçti, gidiyoruz.
Güzel günler gördük mü?
İnanın çocuklar diyorlar.
İnandık durduk, inanmak yetiyor mu?
Ne zaman göreceğiz o güzel günleri?
Dün görmedik, bugün görmedik, yarın görmeyi umut ediyoruz sadece.
Görecek miyiz?
***
Memlekette bir sene kıtlık olmuş; arpa, buğday kalmamış.
Kış da gelip çatmış.
Nasreddin Hoca, eşeğinin her gün arpasını azaltmaya ve hayvanın günlük payından kesmeye mecbur kalmış.
Her gün birer parmak eksilen arpa, son zamanlarda iyice azalmış.
Hoca hayvana yem verirken onunla sürekli konuşurmuş.
Aman benim emektar eşeğim, sakın açlıktan ölme. Senin için on dönüm yonca ektirdim. Hele bir bahar gelsin, hepsi de senin olacak, bol bol yonca yiyeceksin. Yalnız şimdi biraz tasarruf etmemiz lazım." deyip, arpayı günden güne azaltırmış.
Buna alışamayan eşek günden güne zayıflamış, iskeleti çıkmış ve bir sabah Hoca, ahıra girince eşeğin ölüsüyle karşılaşmış.
"Vah zavallı eşeğim vah? Tam tasarrufa alışmıştın ama ecel sana zaman tanımadı. Yemyeşil yoncalara hasret gittin." demiş.
***
Güzel günler göreceğiz diyorlar.
Motorları maviliklere sürecekmişiz.
Aradan yıllar geçti ne oldu?
Nasıl yaşadın, ne hale geldin, nelere hasret öleceksin bir düşün.
Bu kafayla yarın ne olabilir ki?