YAYLALARIMA DOKUNMA!
Ordu'nun yeşili yalnızca bir renk değildir; bu şehrin hafızasıdır, ekmeğidir, suyudur, geleceğidir. Aybastı'nın sisine, Çambaşı'nın rüzgârına, Perşembe Yaylası'nın mendereslerine baktığınızda sadece doğayı değil, yüzlerce yıllık bir yaşam kültürünü görürsünüz.
Bugün ise bu miras, maden arama faaliyetleri nedeniyle ciddi bir endişeyle karşı karşıya.
Öncelikle bir gerçeği net şekilde ortaya koymak gerekiyor. Hiç kimse "madene kategorik olarak karşıyız" demiyor. Bugün kullandığımız telefonlardan otomobillere, hastanelerden enerji üretimine kadar hayatın her alanında madenlere ihtiyaç var. Ancak asıl tartışılması gereken mesele, madenciliğin nasıl yapıldığıdır.
Biz madene değil, vahşi madenciliğe karşıyız.
Çünkü kontrolsüz, denetimsiz ve doğayı geri dönülemez şekilde tahrip eden bir madencilik anlayışının kazananı olmaz. Birkaç yıllık ekonomik kazanç uğruna yüzlerce yıllık doğal mirası kaybetmenin telafisi yoktur.
Ordu, Türkiye'nin en önemli su kaynaklarından birine sahip. Binlerce hektarlık ormanları, endemik bitkileri, zengin yaban hayatı ve yaylacılık kültürüyle Karadeniz'in en özel şehirlerinden biri. Aybastı ve Çambaşı yaylaları yalnızca yaz aylarında serinlemek için gidilen yerler değildir. Bu yaylalar hayvancılığın merkezidir, turizmin lokomotifidir, kültürel mirasın yaşayan parçalarıdır.
Bir kez bozulan ekosistem, yıllarca eski haline dönemiyor.
Bugün "arama çalışması" denilen süreç, yarın işletmeye dönüşür mü? Açılan yollar, kesilen ormanlar, bozulan su kaynakları, değişen doğal denge nasıl telafi edilecek? İşte vatandaşın sorduğu asıl soru budur.
Bu nedenle insanlar seslerini yükseltiyor.
Çünkü mesele sadece birkaç hektarlık arazi değildir.
Mesele, çocuklarımıza nasıl bir Ordu bırakacağımızdır.
Dünyanın birçok gelişmiş ülkesi artık doğal alanlarını koruyarak kalkınmanın yollarını arıyor. Sürdürülebilir madencilik, sıkı çevre denetimleri ve şeffaf süreçler artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi. Bizim de ihtiyacımız olan tam olarak budur.
Eğer bir bölgede madencilik yapılacaksa, bunun bilim insanlarının denetiminde, çevreye en düşük etkiyle, halkın görüşü alınarak ve tüm süreç şeffaf şekilde yürütülmesi gerekir. "Oldu bitti" anlayışı ne toplumsal güven oluşturur ne de kamu vicdanını rahatlatır.
Unutulmamalıdır ki yaylalar yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de hakkıdır.
Ordu'nun marka değeri sanayi bacalarıyla değil; yeşiliyle, temiz havasıyla, suyuyla, fındığıyla, balıyla ve doğa turizmiyle yükselmiştir. Eğer bu değerleri kaybedersek, yerine koyabileceğimiz ikinci bir Çambaşı, ikinci bir Aybastı yaylası olmayacaktır.
Bugün yükselen "Yaylalarıma dokunma" sesi yalnızca çevrecilerin değil; çiftçinin, üreticinin, turizmcinin, esnafın ve çocuklarının geleceğini düşünen herkesin ortak sesidir.
Evet, madene hayır demiyoruz.
Ama vahşi madenciliğe, doğayı geri dönülmez şekilde tahrip edecek anlayışa ve gelecek nesillerin hakkını bugünden tüketen uygulamalara hep birlikte "Hayır" diyoruz.
Çünkü bazı değerler çıkarılamaz.
Bazı değerler korunur.
Ve Ordu'nun yaylaları da işte o değerlerin en başında gelir…