Hastayım Yaşıyorum (1)
Dilimde tüy bitti.
Kızıyorum, söyleniyorum.
Fayda etmiyor.
Kaç kez dışarı çıkarken üzerine montunu al,
Dışarıdan bir şey yeme diyorum.
Kime diyorum?
Ben söylüyor, ben dinliyorum.
***
Küçük oğlum hastaydı.
Gece hiç uyumadı.
Banyoda sabahladı resmen.
İshal, ateş, kusma, rengi kaçmış perişan bir halde.
10 raunt boyunca dayak yemiş boksör gibi suratı.
Pazartesi sabahı, saat 09.30’da Akyazı Aile Hekimliğine gittik.
Kan verip tahlil yaptıracağız.
Ortalık indirim çadırı gibi kalabalık.
Kendi doktorumuza kayıt yaptırdığımızda önümüzde 22 kişi var.
Ve en önemlisi doktor saat 11.00’da çıkacakmış.
Ne muayene, ne de kan verme işleminin yetişmesi mümkün değil.
***
Midesi bulanıyor oğlanın.
Aynı zamanda ishal.
Acil baktırabileceğimiz bir doktor yok mu diye sordum.
Burası Akyazı Aile Hekimliği.
4 doktor var.
Birisi eğitimdeymiş yok.
Diğeri de yok ancak neden diye sormadım.
Kalan 2 doktordan birisi saat 11.00’a kadar 22 kişiye bakacak ve çıkacak.
Aile hekimliğinde o saatten sonra sadece bir doktor olacak.
Akyazı mahallesinin nüfusu yaklaşık 16 bin.
***
Kayıt yaptırdığımız sekreter yarın gelin diyor.
Küçük oğlanın durumu hiç iyi görünmüyor.
İshal, ateş, kusma, rengi kaçmış perişan bir halde.
Üzerinden kamyon geçmiş gibi,
Öğlen yemeğini bir simitle geçiştirmiş emekli gibi bakıyor yüzüme.
Yarına kadar neler olur Allah bilir.
***
Aldık özele götürdük mecburen.
Hemen müdahale ettiler.
Serum, kan tahlili, ilaçlar derken bir saat sonra çıktık acilden.
Parayı veren düdüğü çalıyor bu memlekette anladık.
Şükür daha iyi şimdi.
Küçük oğlan bundan bir ders çıkarmış olsa gerek, söylenip duruyor.
“Paran varsa yaşa, yoksa öl…”
Ne sandın koca kafalı şapşik seni.
Parasız erkeği sadece annesi sever.
Yeni mi öğrendin bunu?
Oğlan beni güldürdü, Allah’ta onu güldürsün.