İLETİŞİMDE SINIRLAR
Sınırlar komşu ülkeleri birbirinden ayırır aynı zamanda komşuları birbiriyle mecburi ilişkili kılar. Aynı şekilde psikolojide temas sınırları, bireyleri birbirinden ayırır. Bu kişiler anne-baba, kardeş, eş, çocuk gibi -önemli ötekiler- olabilir. Ya da iş arkadaşı, komşu ya da aynı uçakta yolculuk yaparken yanımızda oturan -yabancılar- da olabilir.
İLİŞKİLERDE KİRPİ MESAFESİ VE BEN OLABİLMEK
Alman filozof Arthur Schopenhauer'in "Kirpi mesafesi" tanımlamasında anlattığı gibi; "Soğuk bir kış günü kirpiler ısınmak için birbirlerine yaklaşıyorlar, fakat birbirlerine sokuldukları zaman dikenleri birbirlerine batıyor ve canları yanıyor. Bu kez uzaklaşıyorlar, ancak uzaklaşınca da üşümeye başlıyorlar. İki arada kalıyorlar.
Yaklaşınca canları yanıyor, uzaklaşınca üşüyorlar. En sonunda hem kendilerini soğuktan koruyacak hem de dikenlerin batmayacağı bir mesafeyi ayarlayabiliyorlar.
İlişkilere sınır açısından bakmak evrensel sorunumuz olan “ne kadar birlikte, ne kadar ayrı” ikilemine de bakmak demektir. Duygusal yoğunluklu ilişkilerimiz bir yandan yakınlık ve ait olma gereksinimimizi giderirken, öte yandan kimliğimizi yitirip silinme tehdidini de beraberinde getirir. Hem sıcak, güvenlikli bir ilişkinin sularında demir atmak isteriz, hem de bireyselliğimizin yok olması riski ile sarsılırız.
Kişinin sınırları inceldikçe savunmaları kırılganlaşır, diğeriyle yakınlaşma uğruna kendi varlığının silinmesi riski artar. Sınırlar ne kadar dirençli ise, savunmalar da o denli kuvvetlidir; kişi yalnız kalma pahasına bireyselliğini korur.
Sınırların korunması için, ben olabilmeyi başarabilmek gerekir. Öncelikle fiziksel sınırlarımız var. Yani bedenimizi nasıl algılıyoruz. Mimikler, göz teması kurmak, otururken yayılmak, konuşurken sesini ayarlamak, huzursuzken bacağını sallamak gibi kişinin kendini nasıl var ettiğine dair bilgiler verir.
Sosyal ve duygusal olarak; kardeş, eş, çocuk, öğretmen rollerimiz, değer yargılarımız, seçimlerimiz, fantezilerimiz ve yinelenen duygular ve daha birçok şey.
Benliğin sınırları ne kadar net oluşturulursa bireyselleşme o ölçüde tamamlanır ve bir başkası ile ilişkiye girebilmenin ön koşulu sağlanmış olur.
Net sınırlar, aynı zamanda, kişinin başkalarıyla birlikteyken kendi yaşadıklarının ona kılavuzluk etmesi demektir.
AYRIŞMA NASIL OLUR? BULUŞMA NASIL OLUR?
Ayrışma, ilişki içerisindeki tarafların birbirlerinden farklılıklarını sergilemesi ile olur. Kişinin başkalarıyla etkileşiminde, kendine özgü yanlarını koruyup bu şekilde harekete geçebilmesi ayrışmanın ölçüsünü belirler.
Bir benin bittiği yerde diğeri başlar. Kişiler arası ilişkiler, ben ve diğerinin arasındaki sınırlarda gerçekleşir.
Bir ilişkinin karşılıklı etkileşim olarak gerçekleşebilmesi için iki tarafın sınırlarının açılıp birbiri ile temas edebilmesi gereklidir.
Bunun içinde, kişinin sınırları yeterince geçirgen olmalıdır. Yeterince geçirgen olmak etkileşime açık olmayı sağlar.
Böylece iki taraf birleşir. Bu birleşmeden ne alındığını özümseyebilmek farkındalık gerektirir.
Ayrışma ve buluşma birbirinin peşi sıra yinelenir. Buluşmada “biz” olma yaşantısı deneyimlenirken, ayrışmada “ben” olmanın getirdiği farklılık vurgulanır.
Bir ebeveynin çocuğuna, onun isteği dışında, zorla bir şey öğretmesi, kendi ilgi alanını ona dayatması, onunla dalga geçmesi veya onu eleştirmesi, dış görüntüsü hakkında yorum yapması, kiminle ne konuştuğunu mutlaka öğrenmek istemesi, bir yemeği yemesi için baskı yapması gibi beklentilere dayalı yaşantılar, isteğimizin dışında sınırlarımıza girilmesinin günlük yaşantımızda karşılaşabileceğimiz örnekleridir.
SONUÇ OLARAK;
Sınırlar hem ayırır, hem temas ettirir, hem de bütünlüğümüzü sağlayarak öz-saygımızı korur. Sınırlar kim olduğumuzu ve kim olmadığımızı gösterir. Sağlıklı bir ilişki için ayrışma olmazsa olmaz bir koşuldur. “Biz”i yaşayabilmek için “ben” ortaya çıkmalıdır. Bu da kişinin hem kendi bireyselliğini korumasını, hem de diğerinin farklılığına saygı göstermesini gerektirir.
Olgun ilişkiler sürdürmek, kişinin sınırlarına girmekle, girmemek arasındaki hassas dengeye dikkat etme çabasını gerektirir.