TEMMUZ AYI, YAYLA YILI, HÂTIRA MEVSİMİ....
Es'selâmü Aleyküm Muhterem Babacığım.
Kestirmeden söylemek gerekirse, bu yaz benim yayla yılım oldu. Hattâ; Temmuz da diyebilirim. Senden sonra uzun yıllardır gitmemiştik. Mâlum; sen bizi çocukluğumuzda okullar tâtil olur-olmaz ev eşyası ve hayvanlarımızla berâber yaylanın kucağına bırakırdın. Ardından da, aynı pikapla bir yerlere gidince dönüşte Cenik'ten de her gelişinde köyden-şehirden birşeyler getirirdin. Sen demek hep ümit demekti.
*GELEN SÜREÇ, GİDEN SEYİR*
Bu süreç, yarım asrı aşkın, eskisi kadar olmasa da, kopmadan geldi. Ama, senden sonra işler değişti. Yayla doğal bir seyirle uzaklaştı sanki. Bu sâdece bizim için değil, hep böyle; bakıyorum da, büyüklerden sonra düzenli olarak yaylaya gideni göremiyoruz. Ancak bir bahâne ya da wesîle olacak.
*ÇAMBAŞI YAYLA, KABADÜZ OBA*
Nitekim 5 Temmuz'da Kabadüz Obası'ndaydık. Karşıyaka Câmii'nden arkadaşımız, senin Şuayip'te Gacaroğlu Hoca'da okuduğun günlerden medrese arkadaşın merhum müftülerimizden Zekeriya KARA Hoca'nın yeğeni İmdat KARA Bey arkadaşımız ne zamandır bu defâ sizi de dâvet edeceğiz şeklinde konuşuyordu. O gün geldi, aradı.
Sen elbette çok iyi bilirsin. Çambaşı'na 5 km. kadar olsa da daha önce hiç gittiğim, hattâ adını hatırladığım bir yer değil. Meğer ne de güzel bir yaylaymış. Etrâfı koruluklarla çepeçevre. Ortada düz bir açıklık. Görmeden anlaşılacak bir güzellik değil.
*MANZARA ÇOK, GÖREN AZ!*
Her neyse; bizim Yusuf KEREM'le, Ahmet Tâhir DEMİR Bey gençlerimiz, Abdülkadir ve de Şenel Şâkir Bey hocalarımızla berâber 1 saatte Çambaşı'na çıktık o gün. Devlet yeni güzergâhlar belirleyip çok güzel çalışmalar yapmış. Dağları-taşları yıkmış, delmiş; bence biraz da abartarak sâhil yoluymuşçasına özen göstermiş. Sen buraları görmeliydin. Gurur duyardın. Bunlara, buralara emek verenlerle övünürdün. Çünkü sen kadirşinâs bir insansın. Ama bugün o obaya giderken de gördüğümüz gibi millet en pahalı arabalarla yayla yüzünü doldurmuş. Daha düne kadar kapılarında, ormandan odun getirmek için eşeği olanlar kendilerini bahtiyâr sayıp şükredenlerin yerine şimdi bunca imkâna karşılık nankörlük edenler gelmiş.
*MEYMENETSİZLERLE MEMNÛNİYETSİZLER*
Bunu söylerken dinsiz-îmânsız, seküler kesimi kastetmiyorum. Onlar zâten belli ve düşmanlıkları normâl. Ben bizim câmi cemaati olup ayrıca okumuş olanlardan söz ediyorum. Birlikte câmiden çıktık yürüyoruz. Yolda kimi çukur yerlere çakıl dökmüşler ama sermemişler. Bana diyor ki;
- Eski evleri çekip paylaşacağına bunları çek te görsünler!
Fesübhânallâh! Şu yaylaya bak, şu yollara bak. Bir de adamın derdine bak. Maalesef memleketin bütününde böyle dünü unutan, millet-memleket, mukaddesât düşmanı nasipsizlerle aynı dili konuşan bahtsızlarımız var. Nitekim sabâsı gün dönüşte çakılların serilmiş olduğunu gördük.
*BAYIRDA YAYLA, ÇAYIRDA NAMAZ*
Her neyse babacığım; Gittiğimiz her yerde senin konun oluyor. Anlatıyorlar. Özellikle Bedford'u soruyorlar. İnşâllâh bunları daha detaylıca yazacağız. Şimdi genel anlatıma devâm edelim müsâdenle...
Gerçi sen bilirsindir; Kabadüz obası Gerce Karalar Âilesinin obasıymış. Son yıllarda, gerek maddî, gerekse ulaşım imkânları genişleyince burada dâvet programı yapmaya başlamışlar. Bu yıl 9.sunda bize de katılım nasîp oldu. Hocalar olarak güzel hitap, duâ ve okumalarda bulunduk. Düzlükte cemaatle namaz kıldık.
*KATILIM ÇOK, İKRÂM; YOK YOK!**
Katılım üst düzey, cihazlar, hocalar çok iyiydi. Yemeğinden, sebze-meyvesine ikramlar da çok güzeldi. Rabbimiz emek veren, katkıda bulunan cümleden râzı olsun. Artık akrabâ arası irtibatlar da böylesi organizasyonlara kaldı. Dileriz diğer âile grupları ve de sülâlelere örnek olur.
*BİR HAFTA SONRASI, SERDÂR SOFRASI*
Babacığım; bir hafta sonra da gelininle geldik yaylaya. Senin irtibatı hiç kesmediğin Fatsa Serdaroğulları âilesinden Dürdâne Teyze'nin oğlugil geçen yıllarda olduğu gibi bu defâ da yaylaya gitmişler. Bizi de dâvet ettiler. Çok güzel bir dört gün geçirdik birlikte. En güzeli de hâtıralara boğulmamızdı.
Bir defâ, evdeki eşyâ bizi çocukluğumuza götürdü. Duvarda annemin tâ gelinlik dönemi 1955 imzası olan işlemeli duvar elbise örtüsü.
*KARA ÖNLÜKLER, BEYAZ ÖRTÜLER*
Namazlıkların her biri yine annemin mârifeti. Hele biri var ki; bizim eskiyen ya da mezûniyet sonrası kullanılmayan kara okul önlüklerimizden birbirine ekleyip üzerine de dantel zincir şekli diyebileceğimiz çiçek işlemesi yapmış.
*RENKLİ ZAMANLAR, SİYAH-BEYÂZ GÜNLER*
Evin tamâmı sana âit te, bilhassâ musluklarda, tavanda, tabanda, kaplama ve döşemelerde, mozaikte, fayanslarda hep senin izin. Parçacıklar bir araya getirilmiş. Yarım ya da çeyrek denmemiş, hattâ kırıntılar bile boşluklara yamanarak değerlendirilmiş.
Eski siyah-beyaz, portatif radyolu televizyon, 14'lük gaz lâmbası. Somyalar. Demir, yaylı, şimdi artık paslı, üzerine tahta döşenmiş dîvanlar. Evin arka kilerinde, ardiyede ta o zamanlardan inşaat artığı parça tahta ve odunlar. Saydıkça arkası geliyor...
*İKİ AYDA 3. GELİŞ*
Babacığım unuttum; bir de mayısın son günü gelmiştik buraya apar-topar İbrâhim Dayı ve Şenel ÖZATA Bey'le berâber. Mârem KIRIŞ komşu arayıp evin çatısında yırtık oluştuğunu haber verince; duyar-duymaz sabâsı güne karar verip, Karaağaç-Oluklu güzergâhı üzerinden damlamıştık buraya. Ev çok perişan hâldeydi. Çatı yırtılınca bütün yağmur mutfağa girmiş. Her şey ıslanmış. Setler, kanepeler, döşemeler, kırletler şişmiş, yerli tâbirle; löç olmuştu. Hepsini kaldırıp havalanacak şekle getirdik. Kimisini balkona çıkardık vs.
*EV ESKİ, YAYLA YENİ*
Rüzgârın kaldırıp arkaya baydığı omuzu yerine oturtturduk, üzerine de ağırlıklar koyduk ama saclar yırtık olduğu için hâlen az da olsa damla yapmaya devâm ediyor. Zâten yeni bir rüzgâra dayanmaz. Dahası, civârda en eski, onarımsız ev bizimki kalmış.
Babacığım; senin anlayacağın, senden sonra kimindi falan derken yayla, dolayısıyla ev -biraz da değil- çok ortada kaldı. Ama artık görülüyor ki; Âile adına buralara sâhip çıkmak gerekiyor.
*ÇAMBAŞI ÇAĞIRIYOR*
Dışı da çok boyasız. Mutlakâ el atmak gerekiyor. İnşâllâh bundan sonra ilgilenmek durumundayız. Nasıl olur, proje yapıp onaylatmak falan ister mi? Resmî prosedürün sıkı olduğu söyleniyor. Bizim şu an îtibârıyle burada imza yetkimiz zâten yok. Bakalım nasıl olacak?
Ama bir şekilde olmalı. Zîrâ yeni neslin bu hâliyle burada konaklaması, barınması oldukça zor. İnşâllâh bakalım.
Nitekim; geliniz görünüz ki; kader de bize 2 ay içerisinde 3 defâ gelmeyi nasîp ettiğine göre yayla bizi çağırıyor olmalı. İnşâllâh biz de bir şekilde bu dâvete icâbete muvaffak oluruz; görünen o ki, olmalıyız da.
*ŞUAYİB'E SELÂM, FATSA'YA TEŞEKKÜR*
Evet; durum bu babacığım. Yazacak daha çok şey var. İnşâllâh ilerde diyor, bugünlük mektubuma son verirken, öncelikle ilgilenerek senin oradaki hâtırana sâhip çıkan İbrâhim Dayımıza, Fatsalı akrabâmız, her yıl gelip burayı canlı tutan, gerekli temizlik ve tâmirâtını yapıp yaşanırlılığını muhâfaza ederek devâm ettiren Emine-Yaşar Serdar âilesine teşekkür ediyor, hayâtta daha güzel günlerde, âhirette de Efendimiz SAV'in komşuluğunda buluşmayı bizlere lûtfetmesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, daha nice seneler böyle mutlu günlere din-îman selâmetleri ve de sıhhat-âfiyetlerle ulaşmak, güzel, mutlu wesîlelerle görüşmek dileğiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes'selâm...