SENDEN SONRA İLK TEMMUZ
Bu sabah babacığım
Nasıl diyeyim?
Şöyle eskiden
Hani hep birlikte
Dolaştığımız gibi
Her sene, nice-nicesi
Hasada, harmana yakın
Bağlarda-bahçelerde
Düzlerde-bayırlarda
Çetirlerde-çayırlarda
Kıyı-köşe, çort-çalı
Ne etmeli, ne yapmalı?
Şöyle bir kolaçan için yâni
Çıkmıştık öylesine
Yine bir mevsim öncesi...
Amma velâkin babacığım;
Her karışta emeğin
Her tarafta yüreğin
Her tarafta, heryere
Sinmiş hâtıraların
Karşılıyor bizi
Sen hep konuşur, anlatır
Yürüdükçe kanatlanır
Coştukça şahlanırdın
Zorlanırdık biz hattâ
Yetişmeye ardından
Hem de sen
Dallara baka baka giderdin
Arkaya bayarak onları
İncelerdin bir bir
İşte bak bu yüklü; pıtırak gibi
- Bir de yok diyor kimileri! -
Bir, iki, üç, dört, beş, altı; püüü!
Şunlara bak, hele şunlara!
Erinmeden sayardın potakları
Üçlü-beşli, yedili çotanakları...
Ve işte bak bu yıl; diye başlar
Palazlarda yok, yağlılar seyrek
Çakıldaklar yüklü her zamanki gibi
Karalarda zâten her zaman var
Gibisinden sayar-dökerdin...
Karalar dedim de babacığım
Onlar senin ocaklarındı
Meşhur kara fındık ocakları
Parmakla gösterilen
Sanki sendin onlar...
Özellikle aşağı avluya
Onları diktiğin günleri
Bizzat kendi ellerinle
Çok iyi hatırlıyorum
Çünkü beni de götürürdün hep yanında
İşte onlar her zaman çok farklı
Dalları da, fındıkları da; iri iri
Herkesin dikkâtinde
Şöyle dönüp bakmasın biri
Öylesine farklı, dağ gibiler
Diğerlerine nazaran
Tıpkı senin gibi...
Babacığım; işte onlar külliyen,
Hepsi burdalar yine
Bak işte salkım-saçaklar
Sanki senden söz açacaklar
İzlerin, eserlerin her yerde yâni
Hâtıraların
Bakışların
Sesin-soluğun, nefesin
Yalnızca sen yoksun babacığım
Yanımızda dolaşan
Yöremizde şavkıyan bu defâ
Hep içimizde sıcaklığını hissettiğimiz
Yüreğin yok...
Uzun bir tâtile çıktın herhâlde
Her fındık öncesi, fırsat buldukça
Gittiğin gibi annemle berâber
Biraz şifâ biraz da gezi niyetine
Ilıcalar, kaplıcalar
Fatsa, Havza, Beypazarı...
Bizim yaylalara doğru veyâ
Yokuşdibi, Turnalık, Çambaşı,
Zile Obası, Yeşilce, Mesûdiye
Ya da; Yaslıyurt, Karagöl, Çakmaklı
Hüsünlü derken; Suşehri, Sivas...
Belki de daha eskilerde;
Adana, Dörtyol, Antep, Maraş
Reolarla tırmandığın rampalarda,
Geçitlerde, boğazlarda
Askerlik günleri marş marş
Tozlarda-dumanlardasın...
Yeşil Willıys'la, Mâvi Bedford'la,
Kırmızı Doç, çeşit arabalarla
Gür, diri, tiz sadânla
Türkülerini, şarkılarını, gazellerini Seslendirdiğin Anadolu sathında
Bir yerlerdesin mutlakâ
Birgün kesişecek ama yollarımız
Son çayırımız Uzunçayır'da
Ve de elbet birgün,
Rabbimizin va'di o güzel günde
Buluşacağız sevgili babacığım
Sâlim yurtta, Dârüs'Selâm'da
Ebedî selâmet diyârı
Bitimsiz esenlik yurdunda
Efendimiz SAV'in komşuluğunda
Bu böyle yarım kalmayacak...
Tüm kâlbimle inanıyorum
Sevgili babacığım
Mağfireti bol Rabbimizin
Sonsuz Rahmeti ve lütfûyla
Ve de hani ne derler; -son kelâm-
Bir günün yerine geçmeyecek;
Âmîn, Âmîn; Âmîn wes'selâm...