FINDIĞIN BAŞKENTİNDE TANITIM SESSİZLİĞİ: VİTRİN NEDEN BOŞ?
Yıllardır yazar çizeriz; Ordu, Karadeniz’in "saklı bahçesi" değil, aslında "açık ara en güzel bahçesi"dir diye. Ancak son dönemde görüyoruz ki, bu bahçenin kapısı var, anahtarı var ama içeriye buyur edecek bir sesimiz yok.
Şehrimiz turizm ve gastronomi gibi iki devasa hazine üzerinde oturuyor. Fakat ne acıdır ki, ülke çapında "fındık ve Boztepe" ikileminden çıkamıyor, uluslararası arenada ise adeta bir "hayalet şehir" muamelesi görüyoruz. Komşu illerimiz turizm pastasından aslan payını alıp, hikâyelerini tüm dünyaya ezberletirken; biz neden hâlâ yerimizde sayıyoruz?
Lezzet Var, Marka Yok
Gastronomi dediğimiz şey sadece mutfakta yemek pişirmek değildir; o yemeği bir hikâyeyle tabağa koymaktır. Ordu pidesi, karalahana çorbası, galdirik turşusu veya o eşsiz sakarca mıhlaması... Bu lezzetler hangi dünya mutfağı listesinde yer alıyor?
Antep’in fıstığı, Hatay’ın künefesi gibi; Ordu’nun fındık bazlı gurme ürünleri neden Paris’in, Londra’nın şık restoranlarında bir "Karadeniz imzası" olarak sunulmuyor? Biz mutfakta çok iyiyiz ama masaya servis yaparken sınıfta kalıyoruz. Gastronomi turizmi artık bir dünya trendi ve biz bu trene sadece istasyondan el sallıyoruz.
Tanıtımda "Eski Köye Yeni Adet" Lazım
Geleneksel festivallerle, sadece kendi kendimize eğlendiğimiz yerel etkinliklerle bir yere varamayız. Modern dünyanın dili belli:
Dijital Görünürlük: Kaç yabancı dilde profesyonel tanıtım mecramız var?
Influencer ve Gastronomi Yazarları: Dünyanın önde gelen lezzet duraklarını belirleyen isimleri en son ne zaman Yason Burnu’nda ağırladık?
Stratejik Planlama: Ordu’yu sadece bir "geçiş noktası" olmaktan çıkarıp "varış noktası" yapacak o büyük vizyon nerede?
Sonuç Yerine...
Siyasetçisinden sivil toplum kuruluşuna, esnafından vatandaşına kadar bir özeleştiri yapma vaktimiz geldi. Ordu’nun doğası ve mutfağı bir cevherdir, ancak işlenmemiş cevher sadece bir taştır. Eğer bugün bu tanıtım atağını başlatmazsak, yarın elimizdeki bu eşsiz potansiyelin sadece hatıralarıyla avunuruz.
Artık kabuğumuzu kırmanın, fındığın ötesinde bir hikâye anlatmanın vakti gelmedi mi?