5 Haziran 2026 Cuma
SON DAKİKA

HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM! 

Yayınlanma: 05.06.2026 09:34 · Yazar: Abdülkadir Demir

Ya da insanı inşa eden, yaralarını onaran yeni şehirler kuralım…Pahalı arabaların yol hakkına gösterilen saygının ucuz bebek arabalarının yol hakkına da gösterildiği; üst kattakilerin huzuru kadar alt kattakilerin haklarının da gözetildiği; çocuklara alan açan, yayalara hak tanıyan, doğalı koruyan, yuvayı ısıtan şehirler…

 

“Yalınayak, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek binalar dikmekte yarıştıklarını görmendir.” (Buhâri, İmân, 37, Müslim, İmân, 1)

 

Kıyamet alâmetlerinden biri olarak yükselen binaların özellikle neden zikredildiğini uzun süre kavrayamamıştım. Belki de henüz o dünyayı yaşamıyorduk. Sonra hayat bir anda değişti. Bahçeli evlerimiz yıkıldı. Yerlerine apartmanlar dikildi. O gün bunun yalnızca mimari bir dönüşüm olduğunu sanıyorduk. Meğer değişen evler değil, hayatın kendisiymiş, meğer hayat yıkılıyormuş.

 

İnsanlar üst üste istiflenmiş beton bloklara yerleşmeye başladılar. Katlar arasında seyahatimizi sağlayan demir kutularımız vardı artık. Aynı koridora açılan birbirine benzeyen kapılar arasında yaşıyor, çoğu zaman üzerindeki numara olmasa kendi evimizi bile bulamıyorduk.

 

Bahçelerimiz yıkılınca yalnızca avlularımız kaybolmadı; yükselen binalarla birlikte yüksek erdemler de yavaş yavaş çekildi hayatımızdan. Önce yaşlılar gitti…

Yavaş yavaş apartmanlara taşınmaya başladıkça herkes, dairelerde yaşlılara alan giderek daralmaya başladı. Merdivenleri çıkamayan anne babalarımız bahaneyle hayatımızdan usulca çekildiler. Artık onları ancak bayram tatillerinde birkaç gün görebilir olduk; eğer hâlâ hayattalarsa…

 

Sonra çocuklar kayboldu. Çamura bulanarak oynayacakları sokakları, çam içinde tırmanacakları ağaçları, bayırlarda koşup düşecekleri çocuklukları, gülücükleri ellerinden alındı. Mahallenin içinde büyümenin, farklı yaşlarla temas ederek olgunlaşmanın imkânı yok edildi. Bedenleri büyüsün diye hormonlu gıdalarla şişirilen çocukların ruh terbiyesi, sosyal medyaya bırakıldı.

 

Ağaç dallarına tırmanamayan çocuklar, bir süre sonra binalara tırmanmaya başladılar. Toprağa değemeyen eller, ekranlara yapıştı. Parklar azaldı; yeşil, arada bir gidilen pikniklerin ve hafta sonu yürüyüşlerinin dekoruna dönüştü.

 

Sonra bütün çocuklar bir anda aynılaştı: Ağaç isimlerini bilmeyen, böceklerden korkan, üstünü kirletmekten hoşlanmayan, hijyenik ama kırılgan çocuklar… Steril yaşam, steril çocukluğu doğurdu, çocukluğu öldürdü. Apartmanlar onlar için sessiz cehenneme dönüştü. “Koşma…”, “Zıplama…”, “Bağırma…”,“Gülme…” sözlerine maruz büyüyen çocuklar, zamanla haksızlıklara da ses çıkaramaz oldular. Mekân daraldıkça ilişkiler de daraldı ve insan yoruldu. 

 

Evlerimiz artık televizyonu merkeze alan mekanlardı. Uzun koridorlar, boncuk gibi dizilmiş odalar, yalnızca yemek yemeye ve uyumaya yarayan alanlar… Geleneksel evlerin aileyi bir arada tutan organik yapısı dağılmıştı. Yerini, katlara rastgele serpiştirilmiş birbirine yabancı hayatlar almıştı.

 

Binalar yükseldikçe insanlar birbirinden uzaklaştı. Aile bağları zayıfladı. Ev artık sevginin değil, yalnızca üretim ve tüketimin sürdürüldüğü bir istasyona dönüştü. İnsanlar ertesi gün yeniden çalışabilmek için eve uğrayan yorgun bedenlere dönüştüler. Kadın evin içini “sorunsuz” hale getirmeli, erkek dışarıda tükenene kadar çalışmalıydı. Sonra sistem yetmedi; kadın da aynı çarkın içine dahil edildi. Her bir ferdin görevi bu ilişkinin kesintisiz sürdürülebilmesine hizmet etmekti.

 

Hayatın ritmini artık ezanlar değil, mesai saatleri belirliyordu. Ruhen aç, bedenen yorgun insanlar için eve dönmek dinlenmek değil; ertesi günkü yorgunluğa hazırlanmak haline geldi. Balkonun soğuk betonuna basmak içimizi ferahlatmıyor, negatif yükümüzü almıyordu artık. Çünkü insana insanî bir alan bırakılmamıştı.

 

Artık komşu kavgasını duymamak için televizyonun sesini açıyor, üst kattan gelen gürültüyü bastırmak için kulağımızı tıkıyorduk. Çocukların ellerine tabletler, telefonlar tutuşturuyorduk. Evlerimiz büyüdükçe, hayatlarımız küçüldü ve ruhlarımız daraldı. Çocuklar toprağa, sokağa, yeşile hasret kaldıkça hırçınlaştılar. Fakat insanlar gerçek nedeni ıskalayarak çocuk sahibi olmayı sorunsallaştırdılar. Sonra onlara: “Evlenin…”, “Yuva kurun…”, “Mutlu olun…”, “Sevin, sevilin…” dedik. Oysa onlar bütün bunları taşıyabilecek kadar sakin değillerdi artık.

 

Şimdilerde durum daha bir farklılaştı. Maalesef son yıllarda görünmeyen büyük düzen, insanların çoğalmasını değil; azalmasını ve yalnızlaşmasını daha işlevsel buluyor. Nesil yetiştiren değil, sistemi ayakta tutan kabuk ailelerin dahi tasfiyesini istiyor. Artık yüksek binalardan da geçildi. Makam yükseldikçe mekân eskiye döner oldu. Lakin eskisi kadar ucuz değildi.

 

İnsan neyi kaybettiğini ancak yaşayınca anlarmış.  Belki de kurtuluş, önce neyi kaybettiğimizi fark etmekte saklıdır. Bu nedenle insan, betonun içinde kaybettiklerini yeşile bakarak yeniden arar oldu. 

 

Göğe yaklaşmaya çalışırken gönlümüzden uzaklaştık, yükselenlerin ardından birbirimizden uzaklaştık ve kötülükler sökün etti üzerimize. Yaşamlarımızı cehenneme çeviren kıyamet yaklaştı… 

Belki de hadisin işaret ettiği kıyamet işte buydu: İnsanın, betonlar yükselirken iç dünyasının çökmesi… (Fatmanur ALTIN)

 

FAYDASI OLMAZ

Dalgası şaşkın deryanınKıyına faydası olmazNefsine düşkün insanınHuyuna faydası olmaz

 

Direği çürükse damınTükenmez endişen gamın Sonradan görmüş adamınSoyuna faydası olmaz

 

Neme lâzımın, nemliğin,Sonu hoş olmaz kemliğin,Aslı çalıntı demliğin,Çayına faydası olmaz.

 

Vebalı var aza çokun,Hesabı var aca tokun,Hedefide değmeyen okun,Yayına faydası olmaz.

 

Meclise korsan arsızıSohbete düşürür sızıÇoban tutarsan hırsızıKoyuna faydası olmaz

 

Tadına küskün şireninAhlâkı bozuk yöreninKenarı uçuk dereninSuyuna faydası olmaz

 

Sağır yanına gidersen Başını sallar ne dersenCahili muhtar edersenKöyüne faydası olmaz

 

Feymânî, söyleme adınBozulur lezzetin tadın Dırdır eyliyen avradınBeyine faydası olmaz..

(Aşık Feymânî)

 

Akıl gel beru gel beru

Gir gönüle nazar eyle

Görür göz işidir kulak

Söyler dile nazar eyle

 

Baştır gövdeyi götüren

Ayak menzile yetüren

Türlü maslahat bitüren

İki ele nazar eyle

 

Sofi isen alub satma

Helaline haram katma

Yolun eğrisine gitme

Doğru yola nazar eyle

 

İki elim kızılkanda

Çok günahlar vardır bende

Ya ilahi kerem sende

Düşkün kula nazar eyle

 

Hataî  eydür ya gani

Veren Mevla alur canı

Evvel kendi kendin tanı

Sonra ele nazar eyle…

(Şah Hataî)

  HAYIRLI CUMALAR