HAYATA HİKMET PENCERİNDEN BAKMAK
Şu hızlıca ve kontrolsüzce akan giden hayatımızda bir mola verip, farklı bir pencereden kendimizi seyretmeyi hiç denedik mi? Aslında bildiğimiz hep önünde durduğumuz ama bir türlü açamadığımız pencereden hayatımızı seyrettik mi? Haydi! Hayat penceremizin buğusunu silip, yeni bir manzaraya doğru bakalım.
Hayatı Akıl Şükür Kainat penceresinden değerlendirelim. Sonra diğer bir pencereden başka bir manzarayı izleyelim. Diğerinden yeni keşiflere çıkalım. Birinden hakikatlere, diğerinden ibretli hikayelere dalalım.
Bazıları, Hz. Ömer’in yanına gelir ve ona mescitte gördükleri takva sahibi bir kaç kişiden söz ederler;
Bunun üzerine Hz. Ömer onlara, “O mescitte gördüğünüz ve bana ‘takva sahibi insanlar’ diye şehâdette bulunduğunuz kişilerle hiç alışveriş yaptınız mı?” der. Onlar da “Hayır yapmadık” derler. Hz. Ömer, tekrar sorar: “Onlarla yolculuk yaptınız mı?” Bu soruya da onlar, “Hayır Yapmadık” cevabını verirler. Daha sonra Hz. Ömer, “Peki, onlarla komşuluk/arkadaşlık yaptınız mı?” diyerek üçüncü bir soru daha sorar. Onların cevabı yine “Hayır, yapmadık” olur.
Aldığı bu cevaplar üzerine Hz. Ömer, “Demek ki siz onları mescitte boyunlarını sallarken gördünüz ve takva sahibi kimseler sandınız öyle mi? Dikkat edin! Takvâ, boyun sallamakta değildir” der ve onlara insanı tanımak için üç önemli kriterin bulunduğunu da böylece öğretmiş olur.
Ey bre gâfil!..
- Ömrünü şeytana askerlik yaparak geçirmiş,
- Yaptığı zulümler, işlediği günahlar, yediği cezalar Karun’un serveti seviyesine çıkmış,
- Bu beşer âleminde olumsuz ne kadar sıfatlar var ise hepsini şer madalyaları olarak omuzlarında nazar boncuğu gibi iftiharla taşıyan,
- Zalim mi zalim, gaddar mı gaddar, hain mi hain bir kişi düşün ki;
- Nihayet ömrünün son anlarında (ölmeden önce) Allah’ın lütfuyla hidayet nasip olup da geçmişte yaptıklarından Hulûs-i Kalb ile tövbe etse ve tövbesi de Allah’ın izniyle kabul olarak ahirete gidecek olsa;
- Onun ölümünden sonra sen de onu tövbe etmeden önceki haline göre fâsık veya kâfir olarak karalamaya devam edecek olsan;
Ya senin hâlin nice olur?..
Sen,
Peygamberimiz (sav)’in "Hiç kimse, bir başkasına fâsık veya kâfir demesin. Şayet itham altında bırakılan kişide bu sıfatlar yoksa, o söz onu söyleyene döner." (Buhârî, Edeb 44) Hadis-i Şerifini hiç bilmez ve neticesini hiç düşünmez misin?..
KENDİMİZE DÜŞMANIZ
-Finlandiya’dan Abdurrahim İzzettin anlatıyor: Finlandiya’da 40.000 civarında çoğu Hristiyan, az miktarda Yahudi nüfusa sahip bir yerleşim merkezi, 2016 da bir kaç bin Müslüman mülteci kabul eder. Yerleşim merkezinde 5 Kilise ve bir Sinagog varmış. Kasaba yöneticileri, Müslümanların ibadetlerini yapabilecekleri bir yer konusunda arayışa girmiş, sonunda bir kiliseyi tahsis ederek ibadete uygun hale getirmiş ve Müslümanlardan Camiye bir İmam seçmelerini istemişler.
-Müslümanlar beş guruba bölünmüş, her gurup İmamın kendilerinden olmasını istemiş, sözlü münakaşalar başlamış, sonrasında sokaklara taşan fiziki müdahaleler neticesinde, kasaba yönetimi, durumun vahim olduğunu, kasabanın güvenliğini tehdit seviyesine geldiğini düşünerek, kilisenin cami olarak Müslümanların ibadetine tahsis kararını iptal etmiştir. Ne diyelim! Bizim düşmana ihtiyacımız yok, biz bize yeteriz…Allah’ın ipi (kitabı) etrafında toplanmayı beceremeyip, fani şahısları merkezlerine alan bir dini anlayışa sahip olanları bekleyen akibet; ancak ayrılık ve zillet olur, halimiz bunun şahididir…
‘Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer /Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer / Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer /Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer /Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer’.
Geçer dostum, geçer. Hayat bizi iyileştirir. Şafi olana sığın yeter. Her şey geçer. Güzellik kalır, iyilik kalır, merhamet kalır, dostluk ve muhabbet kalır. Bu dünyada hakikatte uğruna yaşanmaya değer olan ne ise, o kalır. Her şey geçer. “Benden sonrası kalır”.
'' Şimdiler de,,
-Kaliteli insanlar da garip bir özgüvensizlik!,
*Buna karşılık, saygısız insanlarda hayret edilecek bir özgüven görünümlü kibir..
-Yetenekli insanlarda, kendine dönük acımasız eleştiri,
*Buna karşılık, beceriksiz basit kişilerde, herkese karşı papuç dilli bir müdahalecilik...
-Kültürlü insanlarda tevazunun ötesine geçen geri çekilme!,
*Buna karşılık yüzeysel zihin kapasiteli kişilerde herşeyi bilen uzman edası...
-Duyarlı insanlarda sessizlik ve vakar!
*Buna karşılık, zekâ seviyesi yerlerde olanlarda faydasız bir çığırtkanlık.
Demekki neymiş?
Sığ insanlara derin anlamlar yüklememek onlara kendilerini değerli hissettirmemek gerekliymiş.
Çünkü,
Çevremizde ki insanlar,
" Bizim onlara yüklediğimiz anlamlardan ibarettir.
Bu kişiler aniden geri çekildiklerinde,
" Zayıf karakterinin zekâdan daha üstün bir yerde durduğunu,
Bize gösterirler. "
SELAM OLSUN…
-Düştüğümüzü gördüğünde, bizi muhabbetle kaldırana,
-Hatamızı gördüğünde, onu merhametle tamir edene,
-Ayıbımızı gördüğünde, hikmetli ikaz ile örtene, selam olsun.
-Konuştuğumuzda susana, sustuğumuzda dinleyen ve anlayana,
-Yokluğumuzda bizi merak edene, varlığımızdan mutluluk duyana, selam olsun.
-Kalbimizde özel yeri olana, şartların, zamanın ve mekanın değiştiremediği erdemli Dostlara selam olsun…(Derleme)
HAYIRLI CUMALAR