EMEKLİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Bir ülkenin sosyal adalet anlayışı, en çok emeklisine verdiği değerle ölçülür. Çünkü emeklilik; yıllarca çalışmanın, vergi vermenin, prim ödemenin ve ülke ekonomisine katkı sunmanın karşılığıdır. Emekliler bir lütuf değil, alın terlerinin karşılığını almaktadır.
Bugün ise milyonlarca emekli, hak ettiği yaşam standardından her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor. Açıklanan en düşük emekli aylığı 23 bin 550 TL. Kağıt üzerinde bakıldığında bu rakam belli bir gelir gibi görünse de, hayatın gerçekleri çok farklı.
Bugün bir emekli; kira ödeyecek, elektrik, su ve doğalgaz faturalarını karşılayacak, mutfağını dolduracak, ilaçlarını alacak, ulaşımını sağlayacak, torununa harçlık verecek. Bütün bunları 23 bin 550 TL ile yapması bekleniyor.
Peki gerçekten mümkün mü?
Market raflarındaki fiyatlar her geçen gün artarken, pazarda file doldurmak bile lüks haline gelmiş durumda. Sağlık harcamaları yaş ilerledikçe artıyor. Kış aylarında ısınma giderleri, yazın farklı ihtiyaçlar derken emeklinin maaşı ayın ortasını bile göremiyor. Birçok emekli geçimini sağlayabilmek için yeniden çalışmak zorunda kalıyor. Oysa emeklilik, dinlenme ve huzur dönemi olmalıydı.
Emeklilerin en büyük talebi ise seyyanen zam. Çünkü yapılan yüzdelik artışlar, düşük maaş alan emeklilerin gelirini gerçek anlamda iyileştirmiyor. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, her zam döneminde biraz daha yetersiz hale geliyor. Seyyanen yapılacak bir artışın, maaşlar arasındaki adaletsizliği azaltacağı ve emeklilerin alım gücüne doğrudan katkı sağlayacağı düşünülüyor.
Elbette devletin bütçe dengeleri önemlidir. Kamu maliyesi gözetilmeden atılacak adımların uzun vadede farklı sorunlar doğurabileceği de unutulmamalıdır. Ancak sosyal devlet anlayışının temelinde, yıllarca ülkesine hizmet etmiş vatandaşların insanca yaşayabileceği bir gelir seviyesini sağlamak vardır. Bu nedenle emeklilerin taleplerinin ekonomik gerçekler kadar sosyal gerçekler de dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Bugün sokakta konuştuğunuz hemen her emekli aynı cümleyi kuruyor: "Geçinemiyoruz."
Bu söz artık sadece ekonomik bir şikâyet değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarıdır. Çünkü geçinemeyen emekli; mutsuz aile, azalan tüketim, büyüyen sosyal sorunlar ve zayıflayan ekonomik güven demektir.
Emekliler yıllarca bu ülkenin kalkınmasına katkı sundu. Fabrikalarda, okullarda, hastanelerde, kamu kurumlarında ve özel sektörde çalışarak üretimin bir parçası oldular. Bugün onların beklentisi ayrıcalık değil; emeklerinin karşılığını alabilecekleri, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecekleri bir gelir düzeyidir.
Unutulmamalıdır ki bir toplumun vicdanı, emeklisinin yaşam koşullarında kendini gösterir. Emeklilerin sesi daha fazla duyulmalı, alım güçlerini artıracak kalıcı çözümler üretilmeli ve insanca yaşam talepleri yalnızca zam dönemlerinde değil, her zaman gündemde tutulmalıdır. Çünkü emeklilik, hayatın en zor dönemi değil; emeğin huzurla taçlandığı dönem olmalıdır…