21 Ağustos 2026 Cuma

MEVSİMLERDEN FINDIK; YOLLARDAN EYMÜR...

Yayınlanma: 21.08.2026 10:26 · Yazar: Nuri Kahraman

Sevgili Babacığım. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Konular o kadar çok ve girift ki; daha başta seçimde zorlanıyor, ifâde kapısında düğümleniyorum.

En iyisi şuradan başlayayım: Bugün rahatım. Sanki de bahâneye bakıyormuşum. Evde bir iki ufak tefek tâmirât gibi işler dışında mevsimin îcâbâtı olanları ıskaladım.

Yâni; bir hafta on gündür hemen hemen hergün, akşamda-sabahta bahçede motor vurarak kendimi oyalayıp bir bakıma da tesellî ederken bugün çıkmadım. 

Sebep; Sâlim torununun sabah çarşıya giderken kesin tenbihlemesi. Telefonda annesine de ayrıca söylemiş babamın yapacağı başka işler var diye. Çocuk haklı. Yaş yetmiş. İş bitmemiş ama motor işi biraz sarsıcı ve yorucu. 

Hem bu yaz; en az 5 motor vak'ası oldu bahçelerde 50-70 bandında. Vatandaş motor vurmaya gidiyor. Geç kalınca telefonla arıyorlar, ya da akşam dönmüyor. Bir de gidip bakıyorlar ki adam bir yanda, motor bir yanda. Hattâ birisinde motor çalışır hâlde, şahıs yerde yatıyor şekilde buluyorlar.

Bir de mâlum; durum eskisi gibi değil. Bizim çocukluğumuzda köyler şenlikti. Dedeler, torunlar, kardeşler bir arada, evler yanyana. Her evde bir düzine insan vardı ortalama neredeyse. Kimsenin bahçeye yalnız gitmesi gibi bir durum mevzûbahis değildi. Bahçeye gidenlerle çocuklardan biri de gider, hattâ inek-dana da götürülür, evin zağarı da peşlerine takılırdı. Şimdi belki özel arabayla gidiliyor ama yapayalnız. Hani diyorlar ya bu çağ yalnızlık çağı. Bu köylerimiz, kırsalımız için de geçerli. Dolayısıyla bahçelerde, kimse görmeden yalnız başına vefât edenler çoğalıyor. Rabbimiz öbür dünyâda yalnız komasın. Bizleri sevdiklerimizle berâber sevdiklerine katsın. Âmîn...

Evet; gelgelelim, biz de farkındayız çocukların îkâz ettiği durumun, mevzûya muttalîyiz; haberleri de duyuyoruz da insan birşeyler yapmak, bir işe yaramak, bir işin kulağından tutmak istiyor işte. Motoru da bu sene iyi bir bakımdan geçirdik; kafa otomatik oldu, düzenli çalışıyor. En küçüğümüz Yusuf Kerem'le götürdük tâmire. Ustamız Piraziz'de; adı Selim. Ona alıştık. Adı gibi sâkin, işini yapan, aynı zamanda pratik, pozitif bir insan.

Daha doğrusu biz ötedenberi Ayşe Bacımla berâber burayı sevdik. Ayağımız alıştı. Piraziz'den kopamıyoruz. O şimdi burada; Ayrılık tepede Evliyâ Mezarlığı'nda yatıyor. Buraya gelmek ona gelmek gibi bizi rahatlatıyor hâlâ. Rabbimiz mekânını cennet eylesin. Öbür tarafta hep birlikte Efendimiz SAV'in komşuluğunda buluşmayı lütuf buyursun. Âmîn. 

Ne diyorduk; ustamız motora güzel bir düzen verdi. Şimdi öyle sök-dak misineyle uğraşma işi falan yok. Yorulana kadar bayağı durmadan çalışabiliyoruz. Hâl böyle olunca da bu motorla çalışmak bir zevk. Çok yorulunca  zâten bırakıyoruz. 

Eve gelince de bir duş alıyoruz. Öyle güzel, rahat ve zevkli oluyor ki. Belki yeni nesle bu değerlendirme mübâlağa gelebilir. Ama bizim zamanımızda bırak duşu, içmeye bile su zor bulunuyordu. Tüp te yoktu. Herşey bir sobaya bakıyor. O da 10 kişilik nüfûsa yemek mi pişirsin, ameleye börek, çay gibi ara ikramlar mı yetiştirsin, ahırdaki hayvanlara yal mı kaynatsın?! O da odun varsa. Çünkü başka alternatif yakacak da yok o zamanlar. Bakmayın şimdi kimsenin bahçelerdeki odunları almadığına. O zamanlar yaz-kış en büyük ve temel bir ihtiyâçtı.

Her neyse; bu fındık öncesi bahçe altı ot temizliği çalışma süreci, yorgunluktan ziyâde psikolojik bir terapi oluyor âdetâ aynı zamanda insana. Çok şükür; sağlığımız yerinde. Çalışabiliyoruz; daha ne olsun...

Babacığım; bu meyânda başta sen olmak üzere, senin adını taşıyan Sâlim torununa öyle çok duâ ediyoruz ki. Hattâ sık sık; 

- İki Sâlim arasında işimiz iş, keyfimiz yerinde; Allâh CC ikisinden de râzı olsun!

diyorum. Başta ev olmak üzere herşey en azından, hemen hemen bütün imkânlarımız senin vesîlenle ya da doğrudan senin hazırın zâten. Sâlim torunun da senden sonra köye hemen kalorifer sistemi kurdurdu. Ayrıca bir de elektrikli şofben taktırdı. Çalışıp az terleyince bir duş ilâç gibi geliyor. Hem bedenen, hem rûhen bir zevk ve rahatlık. Artık başka ne diyeyim. Çatı yenilenirken ısıgün taktırınca daha da iyi olacak inşâllâh. 

Diğer yandan annem burda. Yâni Eymür'deki evimizde. Pazar günü getirdik çarşıdan. O da sana hep duâ ediyor. Onun için en rahat yer, senin sağlığında olduğu gibi arabanın şoför mahalli. Kendini oraya bir attımıydı; değme keyfine. Ama rahatsızlıkları var tabiî. Arabaya kadar gelmesi, eve çıkması; hep iki taraflı koluna girmekle olabiliyor. Öyleyken bile en fazla üç adımda sandalyeye oturup dinlenme ihtiyâcı duyuyor.

Bu noktada sana hep ayrıca duâcıyız. Bilhassâ annem. Öyle ya; bu ev 80 yapımı. O zamanlar binâlarda, apartman da olsa asansör nâdirâttan. Sen büyük bir ileri görüşlülükle merdiven sarmalı ortasında boşluk bırakıp daha sonra da asansör yaptırdın. Yapılmamış olsaydı, başta annem gibi hastalar olmak üzere insanlar nasıl inip çıkacaklardı? Öyle ya; bir değil, beş değil. Muâyeneye gidiş-gelişlerde bile son derece zorluklar yaşanıyor. Bir de sık sık gitme ihtiyâcı hâsıl olduğu düşünülürse başta hasta için gâyet müşkil bir durum. 

Dolayısıyle, öncelikle annem olmak üzere herkes Allâh CC râzı olsun diyor. Nitekim; işte o gün annemi asansöre rağmen koluna girip dinlendirerek o ahvâlde arabaya  bindirebildik. İmam-Hatib'in oraya doğru geliyoruz, annem eski cevvâl günlerini hatırlayıp iç geçirerek;

- Hey gidi Nefise! Buralardan kuş gibi uçiidun, uçsana daa(h)a!

diyor. Sonra, şehir mezarlığına, Çakalçıkmaz'a doğru giderken yolun altındaki bir evi göstererek;

- Şu binâya ne kadar çok geldik-gittik. Çatı kat. Hem, merdiven de yok. Bi hamnada çıkardım yukarı. Sohbetler olurdu. Kur'an okunurdu. Vaaz edilirdi. Bacılıklarla lâflaşırdık. Birbirimizle hasbihâl eder hasret giderirdik. Ne güzel olurdu, ne hoş, ne tatlı günlerdi. Şimdi de gitsene! Hey gidi hey!

- Hacım beni her hafta getiriyordu buraya. Nereye istesem götürüyordu. Birlikte ne çok ziyâretler yapıyorduk. Tâ nerelere gidiyorduk. Hey hacım hey. Allâh CC cennet efendisi etsin seni. Âmîn.

Evet babacığım; yazacaklarımız bu minvâlde devâm ediyor. Lâkin; en iyisi bugünlük sonucu bağlamak. Yollardan Eymür dedik ama daha Çakalçıkmaz'dan çıkamadık. Yol gözlemleri başlı başına bir konu. Dolayısıyla o kısmı bundan sonraya bırakırken şununla bağlayayım istiyorum.

Biz torun Sâlim'in ve kardeşlerinin bize yaptıklarını sana yapamadık. Sen son nefesine kadar, hem de ilgili olduğun tüm cephelerde mücâdele eden bir savaşçıydın. Sana dur demek, diyebilmek haddimiz değildi. Belki diyecek, diyebilecek sâkin ortam bile oluşmuyordu. Öylesine bir gayret yoğunluğu vardı. Belki işlerin akışı buna meydan vermiyordu. Belki de çocuklarımız da buna binâen bize kedini yorma diyorlar. 

Her neyse ne. Herkesin bir kaderi var. Ondan kaçamıyor. Dünyâ zor-kolay, çileli-çilesiz, gayretli-gayretsiz bir şekilde geçiyor. Geçen de geçmiş olup unutuluyor. Önemli olan kalıcı olanın bizi kurtarması ve de Rabbimizin bizi Efendimiz SAV'in komşuluğunda buluşturması. Tüm hasret ve gayretimiz bunun için. Buna azmediyor, Rabbimizin lütfunu niyâz ediyoruz. Âmîn...

Şimdi burada sözü bağlarken, yine de, çocukların da biraz müsâdesiyle şöyle harmanda biraz motor çalıştıralım, oradan azıcık bahçeye doğru da geçeriz serine belki, hazır çocuklar da burada değillerken!

Bu duygu ve düşüncelerle, hasat mevsimlerimizin hayırlı, kolay, bereketli, kazâsız-belâsız, sabırlı, şükürlü ve de öşürlü geçmesini diliyor, bu yazın, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere bütün mazlumlara ve mağdur insanlığa iyilikler-güzellikler getirmesini Cenâb-ı Hakk'tan niyâz ediyor, kaldığımız yerden hasbihâle devâm, daha güzel günlerde görüşmek ümîdiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes'selâm...