6 Mart 2026 Cuma

ÖMRÜ RAMAZAN OLANIN AHİRETİ BAYRAM OLUR!...  

Yayınlanma: 06.03.2026 09:47 · Yazar: Abdülkadir Demir

Kur’an, insanoğluna bir rehber, bu rehberliğin apaçık bir delili ve doğruyu yanlıştan ayırd edici bir ölçü olarak [ilk defa] bu Ramazan Ayında indirilmiştir...

 

Ebu Umame (radiyallahu anh) anlatiyor: "Ey Allah'ın Resulu dedim, bana oyle bir amel emret ki (yaptigim takdirde) Allah beni mukafaatlandirsin.'' "Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir esi yoktur.” Nesai, Siyam 43, (4, 165). 

İslam tarihinden bir çarpıcı tefekkkür edeceğimiz bir hadiseyi paylaşmak isterim. Şöyle ki;

Mus’ab Bin Umeyr .. Mekkenin yakışıklı delikanlısı. 

İslâmiyet'i kabûl ettikten sonra Mekke'de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus'ab bin Umeyr, Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan'a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı. Daha sonra dönüp, Peygamberimizin yanına geldi. Onun bu gelişini Hazret-i Ali şöyle anlatmıştır: 

 

Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve: 

- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu. 

Uhud savaşı öncesinde Peygamber Efendimize “hep yanınızda olacağım ve sizi koruyacağım size söz veriyorum” der. Uhud savaşında peygamber efendimize gelen bir hançerin önüne kendisini atarak malesef acı bir şekilde şehit edilir. Efendimiz (sav) sonra yanına gittiğinde, Mus’abın yüzünü toprağa gömülmüş bulur. Peygamber Efendimiz (sav) nedenini sordugunda; “Efendim Mus’ab size yanınızda olacağım diye söz vermişti ama sözünde duramadığı için utancından yüzünü toprağa gömerek şehit olmuştur” derler…   Mus’abın cenazesin de Peygamber Efendimiz küçük ve ürkek adımlarla ilerler.Bu duruma şaşıran Sahabeler sorar neden böyle yürüdüğünü: “Musabı taşımak için gökten o kadar melek indi ki onların kanatlarına basmamak için böyle yürüyorum” der.   Peygamber efendimize, sözümü tutamadım diyerek utancından toprağa yüzünü gömerek şehit olan Mus’ab Bin Umeyr. Ya bizler emanetine sahip çıkamadığımız için, yüzümüzü nereye saklayalım. Ya bizler sünnetine sarılmadığımız için yüzümüzü nereye gömelim. Ya bizler müslüman kardeşlerimize, yani efendimizin ümmetine sahip çıkamadığımız için yüzümüzü nereye dönelim.   Lütfen farkına varalım sevgili dostlar. Samimiyetle, hakkaniyete uygun işler yapalım, doğru sandığımız hal ve hareketlerimizi tekrar gözden geçirelim. Söz verdiğimiz halde defalarca caydığımız ibadetlerimiz için Rabbimizden bağışlanma isteyelim. Emanetine sahip çıkma, sünnetini idrak edebilmek için cesaret isteyelim. İrademizi güçlendimesini isteyelim. Evlatlarımıza, eşimize dostumuza ve dünyadaki tüm müslüman kardeşlerimize dualar edelim..

 

Rivayete göre, Cenâb-ı Hak nefse:

- Ben kimim, sen kimsin? diye sormuş. Nefis de:

- Ben benim, sen sensin! diye cevab vermiş. Bunun üzerine Allah ona azab vermiş, Cehenneme atmış, sonra yine sormuş:

- Ben kimim, sen kimsin?

Nefsin cevabı aynı olmuş:

- Ben benim, sen sensin!

Hangi azâbı verdiyse, nefis gurur ve enaniyetinden vazgeçmemiş. Nihayet uzun süre aç bırakarak

bir nevi oruç tutturmuş, sonra tekrar sormuş:

- Ben kimim, sen kimsin?

Nefis bu sefer şu cevabı vermiş:

- Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, bense senin âciz bir kulun... (el-Havbevî, Dürretüt’l-Vâizîn, s. 11)

ORUÇ; Haddini Bilmeyen nefse Had bildirmenin bir yoludur. 

 

Gönül ehlinden Mâlik b. Dinar’ın canı incir çekmektedir. 

Bu konuda uzun zamandır nefsiyle mücadele halindedir. Mesele, incir yemek değildir elbette. O, bu konuda vereceği tavizin nefsin ilerideki galibiyetiyle sonuçlanacağını düşündüğünden böyle bir karar almıştır.

Kendi kendine şöyle der:

-Ey nefsim! Gel seni pazara götüreyim. İncirlere bak, gönlünce seyret. Bu senin için yeterlidir.

Pazara varır Mâlik b. Dinar. Taze ve yaş incir satan bir pazarcı görür. O sırada nefsi şöyle seslenir derinlerden:

-Allah aşkına şu incirlerden al. Yoksa mahvolurum.

Mâlik nefsine cevap verir:

-Ey nefsim! Param yok. Kusura bakma alamayacağım.

Nefis ısrarla seslenir:

-Ayakkabılarını sat, yalın ayak geziver. O parayla incir al.

Mâlik ayakkabılarını çıkarıp eline alır. İncir satan adamın yanına gider. Ayakkabıları karşılığında incir ister. Eski püsküdür ayakkabıları, yırtıktır. Pazarcı kabul etmez bu yüzden. O da ayakkabılarını tekrar giyer ve oradan uzaklaşır.

Bu olayı seyreden bir adam incir satan adamın yanına gelir ve şöyle der:

-O kırdığın adam kimdi bilir misin? O, herkesin kendisinden utandığı Mâlik b. Dinar idi.

Çok üzülür incir satan adam. Hemen peşinden kölesini gönderir çağırması için. Gönderirken de tembih etmeyi unutmaz:

-Al bu bir tabak inciri. Koş kendisine ver. Eğer yerse seni azad eder, hürriyetine kavuştururum.

Hizmetçi gider, arar ve bulur Mâlik b. Dinar’ı. Alıp yemesini ister. Eğer alırsa hürriyete kavuşacağını söyler. Şöyle cevap verir Mâlik:

-Sen azad olacak, hürriyetine kavuşacaksın ama ben nefsimin kölesi olacağım. Nefsimin beni ileride zor durumda bırakmasına yardımcı olacağı bir isteği nasıl kabul ederim.

Daha sonra Mâlik b. Dinar’ın, kölenin hürriyete kavuşması için inciri aldığı, sonra da nefsini susturmak için o nimeti bir ihtiyaç sahibine vermiş olduğu rivayeti vardır..

 

Allah Rasülü (sav) yolculuk esnasında Muaz bin Cebel -radıyallâhu anh’a şöyle seslenmiştir:

“Sana hayır kapılarını bildireyim mi? Oruç bir kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. Hayır kapılarından biri de kişinin gece kalkıp namaz kılmasıdır.” (Tirmizî, Îmân, 8) 

Ramazan ayında oruç var, sadaka var, gece namazı da var. Bunların her biri, mü’min için bir hayır kapısıdır.

 

Ramazan fırsattır. Bağışlanmak için, duâlarımızın kabul edilmesi için, maddî ve mânevî olarak arınmak için bir fırsattır. Ramazan, insanın kendisini yenilemesi için büyük bir fırsattır.

 

Ey Ramazan, tut bizi!

Ellerimizden tut! 

Bereketinle doldur gönüllerimizi.

Gündüzümüzü hayırla doldur.

Sahurumuzu bereketinle... 

 

Ey Ramazan, gel bize! 

Evimize bereketinle, 

İşimize kolaylıkla, 

Sokağımıza huzurla,

Gecemize rahmetinle gel!

 

Ey Ramazan, tut bizi!

Elimizden tut, kaybetme bizi!

Yol göster yolunu kaybedenlere.

Götür bizi mağfiretin olduğu yere...

 

Ey oruç, acı bize!

Kuruyan dudaklarımıza,

Solan yüzümüze,

Yorulan bedenimize,

Çırpınan kalbimize acı!

 

Ey Ramazan, koru bizi!

Günah işlemekten,

Haramı yemekten,

Kavgaya girmekten,

Cimrilikten, pintilikten,

Bela bulmaktan, bela olmaktan koru bizi!

 

Ey oruç, tut bizi!

Hataya düşmekten,

Yalana düşmekten,

Kaymaktan, kaydırılmaktan tut bizi...

 

Ey sahur, kaldır bizi!

Gaflet uykusundan,

İbadetsiz gecelerden,

Kıyamsız bir ömürden,

Tembellikten, gafillikten kaldır bizi...

 

Ey teravih, kıl bizi!

Yor bizi, sıraya koy bizi!

Hizaya getir, sığaya çek bizi! 

Müminlerden, abitlerden kıl bizi...

 

Ey imsak, tut bizi!

Dilimizi yalandan,

Kalbimizi hasetten,

Elimizi şiddetten,

Malımızı haramdan tut! 

 

Ey iftar, aç bizi!

Kalbimizi, gönlümüzü aç!

Hanelerimizi aç!

Reyyan kapılarını,

Firdevs kapılarını aç! 

 

Ey Ramazan,

Evvelin rahmet olsun! 

Ahirin mağfiret olsun!

Her günün bolluk ve bereket olsun!

Seni tutanlar, seninle olsun!