SESSİZ ÇIĞLIĞI DUYAN VAR MI?
Üretici şaşkın…
Üretici perişan…
Üretici ne yapacağını bilmiyor…
Ve en önemlisi; üretici artık yalnız olduğunu düşünüyor.
Karadeniz'in yeşil yamaçlarında yıllardır binbir emekle yetiştirilen fındık, bugün üreticisinin yüzünü güldürmek yerine onu kara kara düşündürüyor. Yeni hasat sezonuna sayılı günler kala bahçelerde heyecan değil, endişe hâkim. Çünkü üreticinin aklındaki tek soru şu:
"Bu yıl emeğimizin karşılığını alabilecek miyiz?"
Ne yazık ki bugün verilen cevap, umut vermiyor.
Fındık fiyatları uzun süredir üreticinin beklentisinin çok altında seyrediyor. Geçen yıl yaşanan belirsizliklerin ardından bu yıl açıklanacak taban fiyat konusunda da üreticinin beklentisi oldukça düşük. Çünkü artık yaşananlar, beklentilerin önüne geçmiş durumda.
Bugün bir üretici sadece fındık toplamıyor.
Bahçesini temizliyor…
Gübre alıyor…
İlaç alıyor…
İşçi çalıştırıyor…
Nakliye ödüyor…
Patoz ücreti veriyor…
Mazot, bakım derken maliyetler her geçen gün katlanıyor.
Gübrenin fiyatı artıyor.
İlaç fiyatları sürekli yükseliyor.
İşçilik maliyetleri her sezon yeni bir rekor kırıyor.
Ancak aynı hızla yükselmeyen tek şey fındığın fiyatı oluyor.
İşte üreticinin isyanı da tam burada başlıyor.
Bugün birçok üretici bırakın kâr etmeyi, zarar etmeden sezonu kapatmanın hesabını yapıyor. Bazıları bahçesine yeterli gübre atamıyor, bazıları ilaçlamayı eksik bırakıyor, bazıları ise bakım yapacak ekonomik gücü bulamıyor.
Bu tablo sadece bugünün sorunu değil.
Bakımı yapılmayan bahçe, gelecek yıl daha az ürün demek.
Az ürün, daha az gelir demek.
Daha az gelir ise köylerin boşalması, gençlerin tarımdan uzaklaşması ve üretimin giderek azalması anlamına geliyor.
Yani mesele sadece fındık fiyatı değil; Karadeniz'in geleceği.
Bugün Ordu'dan Giresun'a, Samsun'dan Trabzon'a kadar yüz binlerce aile geçimini fındıktan sağlıyor. Birçok ilçe ekonomisi tamamen bu ürüne bağlı. Esnafın kazancı da, nakliyecinin işi de, mevsimlik işçinin ekmeği de büyük ölçüde fındık sayesinde dönüyor.
Dolayısıyla fındık üreticisinin yaşadığı sıkıntı yalnızca üreticiyi değil, bölgenin tamamını etkiliyor.
Üreticinin en büyük beklentisi ise piyasada denge sağlayacak güçlü adımların atılması.
Özellikle Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) etkin şekilde piyasaya girmesi, üreticiyi koruyacak politikaların uygulanması ve açıklanacak alım fiyatının artan maliyetleri karşılayacak seviyede belirlenmesi artık bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.
Çünkü üretici destek bekliyor.
Sadaka değil…
Alın terinin karşılığını istiyor.
Yıllardır dünyanın en kaliteli fındığını üreten insanların emeğinin değersizleşmesini istemiyor.
Türkiye, dünya fındık üretiminde ve ihracatında lider ülke. Dünya pazarına yön veren bir ürünün üreticisinin geçim sıkıntısı çekmesi ise büyük bir çelişki olarak karşımızda duruyor.
Eğer bugün üretici bahçesini terk ederse, bunun telafisi yıllar alır.
Üretim azalır.
İhracat zarar görür.
Bölge ekonomisi çöker.
En önemlisi de nesiller boyu sürdürülen bir üretim kültürü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Artık yetkililerin üreticinin sesine kulak vermesi gerekiyor.
Çünkü fındık sadece bir tarım ürünü değildir.
Fındık, Karadeniz'in alın teridir.
Fındık, binlerce ailenin ekmeğidir.
Fındık, Türkiye'nin dünyaya açılan en önemli tarımsal markalarından biridir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Üretici kazanmazsa fındık kazanamaz.
Fındık kazanmazsa Karadeniz kazanamaz.
Karadeniz kazanmazsa Türkiye kaybeder.