ŞEYTANIN BEŞ KAREKTER ÖZELLİĞİ
Süperkent öğle naması sonrası
bahçe kamelyasında Hal’in Duayen esnafı Ali zavalsız, Reis Nuri Kahraman hocamızla çay ve muhabbet....
Bugünkü, sohbete Şeytanın karekter özelliği ve Nasrettin hocanın fıkrası damgasını vurdu.
Dostlara gelsin bu paylaşım;
Şeytanın beş karekter özelliği;
1- Kibir 2- Kıskançlık 3- Küstahlık 4- Kalleşlik(yüzüstü bırakmak)
5- Kindarlık
şeytanın beş karekter özelliği
1- Kibir 2- Kıskançlık 3- Küstahlık 4- Kalleşlik(yüzüstü bırakmak)
5- Kindarlık
“Şeytanlar, onları doğru yoldan saptırdıkları halde, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.(zuhruf 37.)
“Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar.(araf30)
Özetlersek;
işinin yanlış yolda (sapıklıkta/dalâlette) olmasına rağmen, doğru yolda (hidayette) olduğuna dair derin bir yanılgı ve gaflet içinde bulunması anlamına gelir.
İmam Şafii'ye göre dünyadaki en huzursuz kişi, kalbinde haset (kıskançlık) ve kin taşıyanlardır. Bu duygular, kişinin iç dünyasını sürekli kemirerek huzuru imkansız hale getirir ve hem ruhsal hem de zihinsel bir huzursuzluk kaynağı oluşturur.
HASET KAZANI
Vaktiyle bir padişah, memleketin en haset kişisinin kim olduğunu merak ederek bir yarışma düzenlemiş.
Yarışmacılar, huzura yanlarında birer dostlarıyla kabul ediliyormuş. Padişah, her hasetçiye şu şartı koşuyormuş: 'Dile benden ne dilersen; ancak unutma ki sana verdiğimin iki katını arkadaşına vereceğim.'
Peki, sonunda kim birinci olmuş biliyor musunuz? 'Padişahım, benim bir gözümü çıkar!' diyen kişi... Çünkü o zaman arkadaşının iki gözü birden çıkarılacaktır.
Haset; bir başkasının sahip olduğu nimetin yok olmasını istemektir. Hasetçi insanlar biraz empati kurabilse, belki de bu illetten vazgeçerlerdi; zira mutlaka kendilerinin de sahip olduğu değerli bir şeyler vardır. Bir başkası da onların elindekine göz dikse ve mahvolmasını istese ne hissederlerdi? Üstelik herkes nasibinde ne varsa onu yaşar.
Hasetçi, en büyük ruhî ve bedenî zararı aslında kendine verir. Bu kıskançlık bir eyleme dökülmediği sürece, karşı tarafın ruhu bile duymaz. Ama bu kazan kaynadıkça sahilinde ne huzur kalır ne gözüne uyku girer.
Haset eden kişi ne yaparsa yapsın kaderin önüne geçemez; ancak mahşerde hem niyetinden hem de fiillerinden sorumlu tutulur.
"Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırız..." (Felak Sûresi)
“Mesele çatallaştı”
Kasabalılar, Nasrettin Hoca’ya Kadı’dan yakınmışlar : “Kadı efendi çok menfaatçi bir adam. Aynı suça bazen beraat, bazen de çok ağır ceza veriyor. Hak hukuk tanımıyor, nereden menfaati varsa o taraftan oluyor. Münafık bir adamdır. Bundan nasıl kurtuluruz” demişler.
Hoca durumu mülki amirlere bildirmişse de, onları pek inandıramamış. “Nasıl ispat edersin”? demişler.
Hoca’mız, Kadı efendinin tanımadığı bir müfettişin kendisine gönderilmesini ve beraberce Kadı’yı ziyaret etmelerinin yeterli olacağını mülki amire, (vali’ye) anlatmış. Kabul etmişler.
Kararlaştırılan günde müfettiş bey kasabaya, Nasrettin Hoca’nın konuğu olarak gelmiş. Kimliğini gizli tutarak, kasaba eşrafından beş altı kişiyle beraber kadı efendiyi ziyarete gitmişler.
Hoş beşten sonra, Hoca , Kadı efendiye :
-“Efendi” demiş. “Kırda sığırlar yayılırken bir alaca inek, -sanırım sizinki- bizim ineği karnından boynuzlayıp öldürmüş. Buna ne gerekir ?”
– “Bunda sahibinin ne kabahati var?” demiş Kadı, “hayvandan kan davası edilmez.”
Hoca sözünü değiştirmiş:
– “Yok yok yanlış söyledim, bizim inek sizinkini öldürmüş !”
Bunu duyan kadı efendi hızla yerinden kalkıp, raftaki Kanun kitabına uzanırken;
– “Haa mesele şimdi çatallaştı, bakalım kara kaplı kitap ne diyor?” demiş.