SOĞAN EKMEK Mİ?!
Temmuz ayı enflasyon rakamı yüzde 1,78 olarak açıklandı. Kağıt üzerindeki bu şık, mütevazı rakamı görüp de "Acaba biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz?" diye sormamak elde değil. Çünkü TÜİK’in açıkladığı bu istatistikler ile halkın mutfağındaki, filedeki, cepten çıkan paradaki gerçekler arasında artık derin bir uçurum var.
Masa başı hesaplamaları bir kenara bırakıp sokağa, pazara, bakkala bakalım. Bugün pazar tezgahında soğanın kilosu 65 lira. Boyutuna göre hesaba vursanız, fileye topu topu 4 ya da 5 adet soğan giriyor. Tanesi neredeyse 13-15 liraya denk gelen bir sebzeden bahsediyoruz. Fırından tek bir ekmek almanın bedeli 20 lira. Esnaf kahvesinde veya bir çay bahçesinde soluklanıp içeceğiniz tek bir bardak çay bile 20 lira olmuş durum.
Eskiden büyüklerimiz, atalarımız zor zamanlarda dik duruşun, kanaatkarlığın sembolü olarak "Gerekirse soğan ekmek yeriz, yine de kimseye minnet etmeyiz" derlerdi. Soğan ve ekmek; yoksulun sığınağı, kıt kanaat geçinenin simgesiydi.
Peki ya bugün?
Şimdi özellikle yıllarca bu ülkeye emek vermiş, ömrünü hizmete adamış emekli kesiminin bırakın eti, sütü, meyveyi; o dilere pelesenk olan "soğan ekmeği" bile yiyecek hali kalmadı. Dört kişilik bir ailenin sadece bir öğün soğan, ekmek ve çayla karnını doyurmaya kalkması bile günlük bütçede devasa bir delik açıyor. Geçinmenin, ay sonunu getirmenin imkansız hale geldiği bu günlerde vatandaş, yoksulluğun simgesi sayılan o bir dilim ekmekle bir baş soğanı bile arar hale geldi.
Enflasyon rakamları kağıt üzerinde düşebilir ya da düşük açıklanabilir; fakat pazarın, mutfağın ve halkın gerçek enflasyonu ortada. Mütevazı bir soğan ekmek soframız bile lüks kategorisine girdiyse, ortada durup derin derin düşünmemiz gereken çok daha büyük bir tablo var demektir.