TOPRAĞIN BÖLÜNMESİ, FINDIĞIN DEĞERSİZLEŞMESİ DEĞİLDİR!
Son zamanlarda nereye gitsek, kiminle konuşsak aynı laf: "Miras yoluyla fındık bahçeleri bölündü, fındığın değeri düştü..."
İnsanın durup bir düşünmesi, "Nasıl yani?" demesi geliyor. Yahu fındık bu, Karadeniz’in yeşil altını! Değerini niye kaybetsin ki?
Rekolte desen aşağı yukarı aynı rekolte. Arazi desen, ezelden beri orada duran aynı arazi. Dönüm başı alınan ürün üç aşağı beş yukarı belli. Gökyüzü aynı, yağmur aynı, toprak aynı... Peki, fındık bahçelerinin miras yoluyla hisselere ayrılması, toprağın babadan evlada geçip sınır çizgisinin çekilmesi fındığın öz değerini nasıl düşürür? Anlayana aşk olsun!
Bahçe ister tek bir kişinin olsun, isterse elli kardeş arasında bölünsün; o dalda yetişen fındığın tadı, yağı, kalitesi değişiyor mu? Hayır. Dünya piyasasındaki karşılığı, sanayideki yeri eksiliyor mu? Yine hayır.
Burada kaçırılan çok temel bir nokta var: Bölünen fındığın kalitesi ya da değer değildir; bölünen şey aile içi mülkiyettir. Bir bahçenin tapusunda beş ismin yazması, o toprağın bereketinden ya da fındığın stratejik gücünden bir şey eksiltmez.
Sorunu yanlış yerde arıyoruz. Fındığın değerini bahçelerin bölünmesi değil; maliyetlerin altında ezilen üreticinin çaresizliği, rekolte oyunları ve alım politikalarındaki istikrarsızlık düşürür. Bahçeyi bölen mirasçı toprağı söküp başka yere götürmediğine göre, rekolte de arazi de yerli yerinde durmaktadır.
Eğer fındık bugün hak ettiği değeri bulamıyorsa, suçu dedesinden kalan üç dönüm fındıklığı kardeşleriyle paylaşan gariban köylüde değil; o fındığı ucuza kapatmak isteyen sistemde aramak gerekir. Toprak bölünse de fındık yine aynı fındıktır, değeri de yerindedir. Yeter ki biz onun değerini korumasını bilelim.