ALIN TERİNİN YEŞİL ALTINLA İMTİHANI: FINDIK BAHÇELERİNİN YİĞİTLERİ
Karadeniz’de ağustos ayı demek; dik yamaçlar, nemli hava ve toprağa dökülen aylarca süren emeğin hasat zamanı demektir. Şehrimizin dört bir yanında, fındık bahçelerinde büyük bir maraton başladı. Mübarek Mahallesi’nin o dik rampa yollarında, fındık bahçelerinin yiğit delikanlılarını seyrederken dilimden dökülen tek bir cümle oluyor: “Maşallah la kuvvete illa billah…” Biriniz bin olsun, hasadınız bereketli, kazancınız hayırlı olsun.
Rabbim, dik yamaçlarda yük taşıyan, tırnaklarıyla toprağı kazıyan tüm üreticilerimize kolaylıklar versin.
Fındık, bu topraklar için sadece bir tarım ürünü değil, bir yaşam biçimidir. Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın o meşhur ve vizyoner sözünü hatırlamamak elde değil: “Fındık bizde değil de İsrail’de yetişmiş olsaydı, eczanelerden taneyle alırdınız.” Bu söz, elimizdeki nimetin stratejik değerini ne kadar az bildiğimizin, emeğin küresel çarklar arasında nasıl ucuza gittiğinin en yalın özetidir. Biz tonlarca üretiriz, başkaları ambalajlayıp milyarlarca dolar kazanır.
Bahçenin kenarında mola veren bir çuvalcının yanına yaklaştım geçenlerde. Sırtında koca bir harar, alnından sicim gibi yaşlar akıyor. “Dayı,” dedim, “ne taşıyorsun böyle ağır ağır?”
Yüzündeki derin çizgilerle gülümsedi, sırtındaki yükü hafifçe düzelterek tarihe geçecek o cevabı verdi: “Evlat, ben fındık taşımıyorum. Biri üniversitede, diğeri ortaöğretimde okuyan iki çocuk, bir de ev hanımı taşıyorum sırtımda...”
“Yükün çok ağırmış dayı,” diyebildim yutkunarak.
Gözlerimin içine baktı ve ekledi: “Ağır olan yük değil yeğenim; ağır olan, o yükü taşıyamamak, aileni namerde muhtaç etmektir.”
İşte fındık bahçelerindeki asıl hikaye budur. Şairin dediği gibi:
“Hak’tır rızkı veren, Çalışmaktır kula düşen,
Değil miyiz Ben-î Âdem? Kim işçi; kim işveren…”
Bugün bahçe sahibiyle fındık işçisi aynı kader ortaklığında, aynı büyük mağduriyette buluşmuştur. Bugün dert ortaktır; çünkü maliyetler ortada, yevmiyeler ortada, tırpan parası ortadadır. Emeğin bu kadar ucuz, ekmek aslanın ağzından midesine inmiş olduğu bu zorlu dönemde; yan gelip yatmadan üretenlerin, hakkı masada teslim edilmeyenlerin öyküsüdür bu. Finans dünyasının, faiz lobilerinin, oturduğu yerden parasına para katan haramzadelerin kazandığı bir çağda; toprağa bağlı kalarak onuruyla yaşayan fındık üreticileri tek başına kaderine terk edilmiştir.
İlahi kelamda buyrulduğu gibi: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
Ancak fındık üreticisine bugün hak ettiği karşılık verilmemiştir. En büyük temennimiz ve vizyonumuz; emeğin ve üretimin; ranta, haksız servete, tekelleşmeye ve sömürüye galip geleceği bir ülke düzenidir. Fındık dalda kalmadıkça, işçi hakkını almadıkça, üretici geçen seneki 300 TL'yi mumla aratılmayıp emeğinin hakkını bulmadıkça bu topraklara gerçek anlamda ne huzur gelir ne de bereket.
Emeğin hak ettiği değeri bulacağı, üreticinin yüzünün güleceği o adil ve bereketli günlere ulaşmak ümidiyle...