5 Ağustos 2026 Çarşamba
SON DAKİKA

ÇAMBAŞI SİNANLI OBASI’NDA BİR TEFEKKÜR SEFERİ: “YOLCULUKTUR HİKAYEMİZ”  

Yayınlanma: 05.08.2026 09:49 · Yazar: Abdülkadir Demir

Çambaşı’nın sisli göğü altında, Sinanlı Obası’nın kalbinde durup zamana bakmak; bir araştırmacının hakikat arayışı, bir mistiğin kalbi tefekkürü gibidir. Yazar Abdulkadir Demir’in satırlarında büyüttüğü o içsel yolculuk, bu dağların yamacında Erdem Beyazıt’ın “Müslüman yürekler bilirim” dediği o köklü ve mert Anadolu ruhuyla selamlaşır. Sac çatılı taş evlerin şahitliğinde, yeşilin ve rüzgârın zikrine kulak verirken, insan şehrin sağır duvarlarından sıyrılıp kendi "Hira"sına, kendi içsel hicretine çekilir. Tam da bu sükûnet anında, memleketin çilesini de umudunu da yüklenen o kadim sevda sözleri dökülür kalpten: Bütün fani yokuşların ötesinde, asıl menzile ve hakiki kurtuluşa doğru bir nefes... “Can kuşum, umudum sensin...”

 

İnsanoğlu dünyaya ayak bastığı andan itibaren bitmek bilmeyen bir yürüyüşün, içsel bir hicretin yolcusudur. Her menzil bir durak, her nefes bir sayfadır bu ömür kitabında. Edebiyat dünyasındaki duruşu ve kalemiyle gazetemiz Ordu Yeni Haber’in kıymetli köşe yazarlarından olan Abdulkadir Demir, tam da bu hakikati fısıldar bizlere o samimi eseriyle: “Yolculuktur Hikayemiz”.

Geçtiğimiz günlerde Ordu’nun incisi Çambaşı Yaylası’nın kadim yerleşkesi Sinanlı Obası’nda, sac çatılı eski bir taş binanın gölgesinde oturan yazarımız, yeşilin gökyüzüyle birleştiği o sonsuz sükûnette tam bir tefekkür anına şahitlik etti. Modern çağın beton apartmanlarının o sağır duvarlarından, şehrin insanı yoran keşmekeşinden sıyrılıp dağların kalbine sığınmak; aslında insanın kendi içine doğru attığı en esaslı adımdır. İşte tam bu dinginlik anında, Sinanlı Obası’nın rüzgârına Erdem Beyazıt’ın o muazzam “Can Kuşum” şiirinin dizeleri karıştı.

Beyazıt’ın mısralarında geçen o "alınları vatan coğrafyası olan, kızdı mı cehennem, sevdi mi cennet kesilen Müslüman yürekler" ve "tasasını Akdeniz gibi geniş kalbinde taşıyan çınar kadınlar", bugün Çambaşı’nın yayla yollarında, toprağı çapalayan ırgatlarda ve doğanın asil zikrinde can buluyor. Yazar Abdulkadir Demir’in "Gönüllere şifa niyetine" kaleme aldığı eserlerinde vurguladığı o "ruhsal inşirah" ve yöneliş, yaylanın temiz havasında adeta somut bir sükûnete dönüşüyor.

Zira bizler sarp yokuşları aşmaya çalışan, sılaya hasret, kalbi dünyadan yorulunca kendi "Hira"sını arayan yolcularız. Yolculuktur bizim asıl hikayemiz; yolda olmak, hakikati aramak ve her kilometrede anılardan uzaklaşırken kendi özümüze biraz daha yaklaşmaktır.

Çambaşı’nın serin tınısında memleketin hem çilesini hem de umudunu omuzlayan bu bilge duruş, ömrün tüm badisiz yokuşlarına inat, kalemle ve tefekkürle yoğrulan nihai bir sevda sözüne dönüşüyor. Sinanlı Obası'nın taş duvarları arasından göğe yükselen o kalbi niyaz gibi mırıldanıyor insan: Bütün fani durakların ve yorgunlukların ötesinde, asıl menzile ve hakiki kurtuluşa doğru yürümeye devam...

Çünkü yol ne kadar uzun ve yokuş ne kadar sarp olursa olsun; “Can kuşum, umudum sensin...”