GÖNÜL HEYBESİNDEN
Dur… Düşün… Tefekkür Et…
Bazı hikâyeler vardır; anlatılır ve biter.
Bazı hikâyeler ise anlatılır, fakat insanın içinde bitmez.
İnsanı düşündürür, susturur, hatta kendi vicdanıyla baş başa bırakır.
İşte böyle bir hatıra…
Bir gün Aydın Bey bir kuruyemişçiye uğrar. Bir sigara alır ve otobüsüne yetişmek için aceleyle oradan ayrılır.
Bir süre sonra çantasının olmadığını fark eder.
Çantanın içinde yaklaşık bin dolar ve başka paralar vardır.
Arar, sorar, soruşturur…
Ama çanta bulunamaz.
Günler aylara, aylar yıllara dönüşür.
Tam on iki yıl geçer.
Bir gün telefon çalar:
— Aydın Bey, sizinle görüşmemiz lazım.
Buluşurlar. Verilen adrese gittiğinde karşısına eski, yıkık dökük bir ev çıkar.
İçeride iki kadın vardır. Kadınlardan birinin yüzü peçeteyle örtülüdür. Diğerinin de yüzü görünmüyordur.
Adam kadınlardan birini işaret eder:
— Bu benim baldızım.
Ve anlatmaya başlar:
Yıllar önce bu kadın, Aydın Bey’in kaybettiği çantayı kuruyemişçinin önünde görmüştür.
Tam çantayı sahibine yetiştirecekken kocası çantayı elinden almıştır.
Zira kocası içki düşkünü kötü alışkanlıkları olan birisidir.
Çantadaki paraları harcamıştır. Yapmış olduğu vukuatlardan dolayı da hapishanededir.
Fakat kadın o günden sonra rahat edememiştir.
Çünkü o para kendisinin değildir.
Vicdanındaki yükü yıllarca taşımıştır.
Tek başına evlerde temizlik hizmetçiliği yaparak hem çocuklarının geçimini sağlarken bir yandanda ufak tefek artırdığı parayı , biriktirmiş ve tam on iki yıl sonra, kaybolan paranın karşılığını yeniden toplamıştır.
Sonra da: Enişte Bu adamı bulalım. Hakkını verelim, helalleşelim, demiştir.
Aydın Bey duydukları karşısında adeta donup kalır.Şok olur.
On iki yıl önce kaybolan çanta, on iki yıl sonra vicdanın eliyle yeniden bulunmuştur.
Yüzünü görmediğim o kadın içeriye çay getirmek için odadan çıkar.
Adam Parayı kendisine uzattığında:
— Ben bu parayı alamam, der.
Fakat adam ısrar eder.
Aydın Bey sonunda çantayı alır ve içindeki
— Bu parayı kadının ihtiyaçları çocukları için harcarsınız. Ama benim adımı söylemeyin, der. Peki nasıl isterseniz Aydın bey der?
Aydın beyin hayatı yaşantısı değişmiş bambaşka bir insan olmuştur.
Kadının yüzünü hâlâ görmemiştir.
Adını da bilmemektedir.
Ama o görünmeyen kadın, yıllar sonra bir insanın hayatında unutulmayacak bir iz bırakmıştır.
İşte burada durmak gerekiyor.
Dur… Düşün… Tefekkür et.
On iki yıl boyunca hakkı olmayan parayı kendi vicdanında taşıyan ve sonunda hakkı sahibine ulaştırmak için çabalayan o görünmeyen kadın, bana helalliğin, vicdanın ve emanete sadakatin ne demek olduğunu öğretti.
İşte bu yüzden:
Benim şeyhim, görünmeyen bir kadındır.
Bugün insanların birbirine güvenmekte zorlandığı bir dünyada…
Birileri başkasının hakkını nasıl daha fazla alırım diye düşünürken…
Birileri emaneti nasıl kendime mal ederim diye hesap yaparken…
Bir kadın, on iki yıl boyunca kendisine ait olmayan bir paranın vicdan yükünü taşımış.
Ve sonunda hakkı sahibine ulaştırmak için elinden geleni yapmış.
Adını bilmiyoruz.
Yüzünü görmüyoruz.
Makamını bilmiyoruz.
Kim olduğunu bilmiyoruz.
Ama yaptığı iyiliği biliyoruz.
Demek ki insanı büyüten şey her zaman makam değildir.
Servet değildir.
Şöhret değildir.
Bazen insanı büyüten, kimsenin görmediği yerde verdiği karardır.
Asıl imtihan da burada başlar.
İnsanların alkışladığı yerde iyi olmak kolaydır.
Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde doğru kalabilmektir.
Çünkü insanlardan saklayabilirsiniz…
Ama vicdanınızdan saklayamazsınız.
Ve daha önemlisi:
İnsanlardan gizlediğiniz bazı şeyleri Allah’tan gizleyemezsiniz.
Belki de bu yüzden o görünmeyen kadın, yıllar sonra bir başkasının dilinde “şeyh” olarak anılmıştır.
Çünkü şeyhlik bazen bir makam değil, bir hâl meselesidir.
Bazen bir insan size tek kelime etmeden öğretir.
Bazen yüzünü bile görmediğiniz biri, size ömrünüz boyunca unutamayacağınız bir ders verir.
İşte gönül heybesinden bugün dökülen ders budur:
Hakkı gözet.
Emanete sahip çık.
Vicdanını susturma.
Helalliği erteleme.
Çünkü zaman birçok şeyi unutturabilir.
Ama vicdan unutmaz.
Ve insanın gönül heybesinde biriktirdiği en kıymetli şey; mal, mülk ve makam değil…
Temiz bir vicdan, helal bir lokma ve kul hakkından arınmış bir ömürdür.
Belki de insanın gerçek rehberi, hiç tanımadığı bir insan olabilir.
Belki de bazen Allah, bize bir ders vermek için karşımıza bir kitap değil, bir insan çıkarır.
Ve bazen o insanın yüzünü bile göremeyiz.
Ama bıraktığı iz, ömrümüz boyunca bizimle yürür.
Dur…Düşün…Tefekkür et…
Çünkü bazı hikâyeler okunmak için değil,
kendimize bakmak için anlatılır.