KADINA ŞİDDETLE MÜCADELE: BİR TOPLUMUN VİCDANIYLA HESAPLAŞMASI!
Her 25 Kasım’da aynı acı tabloyu konuşuyoruz. İstatistikler güncelleniyor, rakamlar değişiyor, isimler değişiyor; fakat yüzleştiğimiz gerçek değişmiyor: Bu ülkede kadınlar hâlâ en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor, yaralanıyor, susturuluyor. Ve biz hâlâ “Bu şiddet neden bitmiyor?” sorusunun cevabını aynı yerlerde aramaktan vazgeçmiyoruz.
Kadına yönelik şiddet bir “kadın meselesi” değil, bir toplum sorunudur. Bu gerçeği anlamadığımız sürece attığımız tüm adımlar eksik kalacaktır.
ŞİDDET BİR SONUÇTUR, SEBEP DEĞİL
Bugün yaşanan şiddetin sebebi kadınların davranışları, kıyafetleri ya da hayat tarzları değil; tam tersine toplumun kadınlara bakışındaki köklü eşitsizliktir. “Ailenin huzuru” adına görmezden gelinenler, “kol kırılır yen içinde kalır” diye üzeri örtülenler, “bir kereden bir şey olmaz” diye hafife alınanlar… Hepsi, bugün yaşadıklarımızın altyapısını oluşturuyor.
Bir toplumda kadın hâlâ ikinci plandaysa, ekonomik bağımsızlığı yoksa, hukuki sistem onu aynı kararlılıkla korumuyorsa, şiddetin tekrar etmesi sürpriz değildir.
KORUMA DEĞİL, ÖNLEME POLİTİKALARI
Kadına şiddetle mücadelede yıllardır aynı hatayı yapıyoruz: Şiddet olduktan sonra müdahale etmeye çalışıyoruz. Oysa gerçek çözüm, önleme politikalarında yatıyor.
İlkokuldan itibaren toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilmedikçe, Ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınlar için güvenli sosyal politika adımları atılmadıkça, Hukuki süreçler hızlanmadıkça ve caydırıcılık artmadıkça, Failler sürekli “iyi hal” indirimleriyle toplum içine geri gönderildikçe, şiddet döngüsünü kırmamız mümkün olmayacaktır.
KADINLAR ŞİDDETİ MEŞRULAŞTIRMIYOR, TOPLUM MEŞRULAŞTIRIYOR
Bugün bir kadın öldürüldüğünde hâlâ “Neden gitmedi?”, “Neden şikâyet etmedi?”, “Neden sabretmedi?” gibi sorular soruluyor. Oysa biz biliyoruz ki kadınlar gitmediği için değil, destek görmediği için, yalnız bırakıldığı için, korktuğu için gidemiyor.
Asıl sorulması gereken soru şudur:
“Bir kadın gidince güvenli yaşayabileceği bir hayatı biz neden sağlayamıyoruz?”
SESSİZLİK DE BİR ŞİDDET TÜRÜDÜR
Kadına yönelik şiddetle mücadele sadece devletin, sadece kadın örgütlerinin, sadece mağdurların görevi değildir. Her birimiz sorumluyuz. Sokakta bir çığlık duyduğumuzda kapıyı kapatıp sesleri bastırmak, sosyal medyada bir kadın cinayeti haberini okuyup başka sayfaya geçmek, “Benim başıma gelmez” rahatlığına sığınmak… Hepsi sessiz şiddetin parçalarıdır.
Bir Temenni Değil, Bir Söz Olarak, Kadına şiddetin olmadığı bir ülke bir hayal değil, bir tercihtir. Devletin tercihi, hukukun tercihi, toplumun tercihi, bizim tercihimiz…
Bugün bir kadın daha eksilmemesi için atacağımız her adım, yarın kuracağımız daha adil bir toplumun temelini oluşturacaktır.
Bu yazıyı bir köşe yazısı olmaktan çıkarıp bir sözle bitirmek istiyorum: Kadınların hayatı, toplumun vicdanıdır. Ve vicdanımızı korumakla yükümlüyüz.