SİYASETTE FERASET NE ANLAMA GELİR?
Manşetlerin hızla değiştiği, ittifakların kurulup yıkıldığı, dünün "asla" denilenlerinin bugünün "mutlaka"larına dönüştüğü devingen bir siyaset arenasının tam ortasındayız.
Her gün yeni bir kriz, yeni bir polemik ve yeni bir strateji dalgasıyla uyanıyoruz. Peki, tüm bu gürültü ve patırtının arasında, bir lideri ya da bir siyasi hareketi kalıcı kılan, onu rüzgârın önündeki savruk bir yaprak olmaktan kurtaran asıl cevher nedir?
Cevap, dilimize yerleşmiş ama derinliğini sıkça unuttuğumuz o kadim kelimede gizli: Feraset.
Sözlükler feraseti; anlayış, seziş, çabuk kavrama ve zekâ olarak tanımlar. Ancak siyaset sosyolojisinde feraset, bu tanımların çok daha ötesinde bir anlama bürünür.
Siyasette feraset; görünenin arkasındaki görünmeyeni okuyabilmek, bugünün hamlelerini yaparken yarının getireceklerini bir satranç ustası titizliğiyle öngörebilmektir.
Bugün Türk siyasetine baktığımızda, en büyük eksikliğin "feraset yoksunluğu" olduğunu söylersek haksızlık etmiş olmayız.
Ne yazık ki mevcut siyasi iklim, uzun vadeli vizyonlar üretmek yerine, sosyal medyadaki günlük trendleri yakalama ve anlık algıları yönetme telaşına düşmüş durumda. Oysa feraset sahibi bir siyasetçi bilir ki:
Popülizm geçicidir, basiret kalıcıdır. Anlık alkışlar için atılan adımlar, orta ve uzun vadede toplumsal krizlerin fitilini ateşleyebilir.
Kriz anları, feraset testidir. Toplumun infiale sürüklendiği ya da kırılma noktalarının yaşandığı anlarda, öfkeyle değil, akl-ı selimle ve sağduyuyla yön tayin edebilmek ferasetin en net göstergesidir.
Toplumsal dinamikleri doğru okumak gerekir. Sadece kendi tabanının sesine kulak veren değil, sessiz yığınların dip dalgasını hissedebilen aktörler feraset sahibidir.
"Siyasette feraset; rüzgârın nereden estiğini bilmek değil, o rüzgârın ülkeyi nereye sürükleyeceğini kestirip yelkenleri ona göre ayarlayabilme sanatıdır."
Bu topraklarda sıkça duyduğumuz bir diğer kavram da "arif olan anlar" düsturuyla birleşen "milletin feraseti" vurgusudur.
Tarih göstermiştir ki, Türk milleti sandık önüne geldiğinde, yapay gündemlerin ve algı operasyonlarının ötesine geçerek, ülkenin bekası ve huzuru için en doğru kararı sezgisel bir ferasetle vermiştir.
İşte siyasetçinin asıl sınavı da burada başlar. Milletin bu doğal ferasetine ayak uydurabilmek. Milletin derdiyle dertlenmeyen, sokağın nabzını fildişi kulelerinden izleyen ve toplumsal dönüşümleri ıskalayan hiçbir siyasi anlayışın uzun vadede başarı şansı yoktur.
Bugün ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın içinden geçtiği bu sancılı dönemde; hamasete, sığ polimiklere ve "günü kurtarma" siyasetine değil; derinlikli bir devlet aklına, toplumsal uzlaşıya ve en önemlisi siyasi ferasete her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Siyasetçilerimiz, fırtınalı denizlerde gemiyi limana güvenle ulaştırmak istiyorsa, rotalarını günlük rüzgârlara göre değil, feraset pusulasına göre çizmek zorundadır. Aksi takdirde, tarih sayfaları ferasetten yoksun liderlerin ve akıntıya kapılıp giden hareketlerin hikayeleriyle doludur.