13 Mayıs 2026 Çarşamba
SON DAKİKA

TAVADAKİ YANGIN!

Yayınlanma: 05.05.2026 09:35 · Yazar: Şafak Deliçakar


Dün açıklanan enflasyon rakamlarına bakıyorum; kağıt üzerinde bir aşağı, bir yukarı gidip gelen rakamlar, yüzdeler, ondalık dilimler… Vallahi biz bu rakamların dilinden artık pek anlamıyoruz. Bizim anladığımız dil, pazar arabasının kaç paraya dolduğu, mutfaktaki tencerenin nasıl kaynadığıdır. Ya da daha doğrusu; artık neden kaynayamadığıdır!
Hani bir zamanlar “Öğrenci yemeği” dediğimiz, dar gelirlinin kurtarıcısı, sofralarımızın en mütevazı ama en lezzetli kalesi vardı ya: Menemen.
Şöyle iki domates, üç biber, bir-iki yumurta kırar, yanına da fırından taze çıkmış bir ekmek aldık mı dünyanın en zengin sofrası bizim olurdu. Şimdi gelinen noktada, o mütevazı tava bile bir “lüks tüketim” nesnesine dönüştü. Domatesin fiyatı etikette el yakıyor, biberin yanına yaklaşılmıyor, yumurta deseniz koli ile değil, neredeyse 3- beş adet alınacak hale geldi.
TÜİK açıklama yapıyor, enflasyonun boynunun büküldüğünden, rakamların dizginlendiğinden bahsediyor. Ama sokağa, çarşıya, Altınordu pazarına çıktığımızda o rakamların gerçek hayatla bağının koptuğunu görüyoruz. Esnafın yüzü asık, vatandaşın cüzdanı yorgun. Emekli kardeşim market reyonlarının önünde matematik profesörü oldu; hangi ürünün gramajı daha az, hangisi 50 kuruş daha ucuz diye hesap yapmaktan başı dönüyor.
Geçen gün bir dostum dedi ki; “Şafak Bey, eskiden menemene sucuk mu katsak, pastırma mı koysak diye tartışırdık. Şimdi içine kıracağımız ikinci yumurtanın hesabını yapıyoruz.”
İşte toplumun geldiği nokta tam olarak budur. Bizim “Menemen Endeksi” dediğimiz şey, açıklanan tüm resmi verilerden daha gerçektir. Eğer bu ülkenin insanı artık en temel öğününü hazırlarken bile durup düşünüyorsa, burada sadece ekonomik bir sıkıntı değil, derin bir toplumsal sancı var demektir.
Peki, ne olacak bu işin sonu? Her gün yeni bir tasarruf genelgesinden, yeni bir ekonomik paketten bahsediliyor. Ama ne hikmetse o tasarruf hep garibanın sofrasından, emeklinin çayından, işçinin yol parasından başlıyor. Saray sofralarında değil, halkın tavasında tasarruf yapılıyor.
Mutfaktaki yangın artık sadece "pahalılık" kelimesiyle açıklanamaz. Bu bir var olma mücadelesidir. İnsanlarımızın en temel hakkı olan beslenme, bir lükse dönüşmemelidir.
Açıklanan rakamlar ne derse desin; sokaktaki insan için enflasyon, tavadaki eksik yumurtadır, pazar çantasındaki boşluktur. Ve o boşluk dolmadığı sürece, hiçbir kağıt üzerindeki başarı bizi ikna etmeyecektir.
Şimdi sormak lazım: Menemeni dahi pişiremediğimiz bu düzende, daha neleri feda etmemiz beklenecek?
Bir bardak çayın huzuruyla başladığımız günlerin hatırına soruyorum; bu yangın ne zaman sönecek?..