FIRSATÇILIK!
Yine o malum döngünün içindeyiz. Televizyon camlarından taşan "canım annem" temalı reklamlar, billboardlarda boy gösteren pırıltılı mücevherler ve her köşe başında karşımıza çıkan "yılın en büyük indirimi" sloganları... Mayıs ayının o ikinci pazar günü yaklaşırken, adeta toplumsal bir histerinin içine çekiliyoruz.
Adı üstünde; Anneler Günü.
Fakat gelinen noktada sormadan edemiyorum: Biz gerçekten annelerimizi mi onurlandırıyoruz, yoksa tüketim çarkının dişlilerine taze yağ mı taşıyoruz?
Bu fırsatçılığın en somut, en can yakan örneği ise şüphesiz çiçekçilik sektöründe yaşanıyor. Bir çiçeğin ömrü bellidir; rengi, kokusu ve zarafetiyle o anı güzelleştirir. Ancak Anneler Günü geldiğinde o masum çiçekler, adeta birer borsa kâğıdına dönüşüyor.
Bakınız, bugün Anadolu’nun bereketli topraklarında, seralarda tanesi 20 liraya mal edilen, tarladan bu fiyatlara çıkan o çiçekler; şehirdeki şık dükkânların raflarına girdiğinde bir anda 200 liraya, 300 liraya fırlıyor. Bir gecede ne değişti? Toprak mı altın oldu, su mu elmas suyuna dönüştü?
Annelerimizin elini öpmeye giderken götüreceğimiz bir buket çiçeği, "özel gün" adı altında on katı fiyatına satmak; ticaret değil, duygusal bir kuşatmadır. Vatandaşın cebindeki parayı, en hassas olduğu yerden, annesine duyduğu sevgiden yakalayarak çekip almak etik değildir. Çiçekçi esnafının elbette kazanması gerekir ama bu denli uçurumlar, kutlamanın ruhuna gölge düşürmektedir.
Pazarlama stratejistleri, insanın en saf duygusunu —anne sevgisini— bir suçluluk psikolojisine tahvil etmeyi çok iyi başardılar. Eğer o pahalı robot süpürgeyi almazsanız, o fahiş fiyatlı buketi yaptırmazsanız sanki sevginiz "eksik", takdiriniz "yetersiz" kalacakmış gibi bir hava estiriliyor.
Gerçek şu ki: Kapitalizm, annelerimizin o karşılıksız sevgisini, taksitli satışlara ve suni fiyat artışlarına hapsetmeye çalışıyor.
Dikkat ettiniz mi? "Fırsat" adı altında sunulan ürünlerin çoğu hala kadını ev içine, mutfağa hapseden cinsten. Ütüler, mikserler, süpürgeler... Sanki annelik, sadece ev işlerini daha hızlı yapma sanatından ibaretmiş gibi! Bir kadına, hayatını kolaylaştıracak bir araç almak kötü değildir elbet; ancak bunu "sevgi gösterisinin tek yolu" olarak ambalajlamak, en hafif tabiriyle sığlıktır.
Annelerimiz bizden pırlanta gerdanlıklar, son model mutfak eşyaları ya da tarladaki fiyatından on kat fazlasına satılan o "zoraki" buketleri beklemiyor. Onların beklediği; hatırlandıklarını bilmek, bir fincan kahve eşliğinde içten bir sohbet etmek ve "iyi ki varsın" cümlesini duymak.
Bu yıl bu oyuna gelmeyelim.
Tüketim çılgınlığının sizi yönetmesine izin vermeyin.
Pazarlama dünyasının dayattığı "pahalı hediye = büyük sevgi" denklemine inanmayın.
En büyük fırsatı; onlara ayırdığınız vakit ve gösterdiğiniz vefa ile değerlendirin.
Unutmayın; markaların "fırsat" dediği şey onların cirosudur. Sizin için asıl fırsat, annenizin hala hayatta olması ve dizinin dibine çökebilmenizdir.
Kredi kartı ekstreleriyle ya da şişirilmiş etiketlerle değil; içten bir kucaklaşmayla kutlanan tüm Anneler Günü kutlu olsun…