10 Nisan 2026 Cuma
SON DAKİKA

RAKAM DEĞİL, HAYAT: 60 GÜNE SIĞAN 56 ÇIĞLIK

Yayınlanma: 23.02.2026 10:29 · Yazar: Şafak Deliçakar

 

Takvimler henüz yılın ikinci ayını geride bırakırken, karşımızda duran tablo bir istatistik verisi değil, bir toplumsal infialin vesikasıdır. Türkiye’de son iki ayda tam 56 kadın cinayete kurban gitti.

56 isim, 56 hayal, 56 yarım kalmış hikâye...

Sormak lazım: Biz ne ara bu kadar sağırlaştık? Kapı komşumuzdan gelen feryada, sokak ortasında yankılanan yardım çığlığına, "Beni öldürecekler" diye verilen dilekçelere ne zaman bu kadar yabancılaştık? 56 kadının her biri, birilerinin kızı, kardeşi, annesi ya da arkadaşıydı. Ama hepsinden öte, her biri birer insandı.

Mesele sadece bir güvenlik zafiyeti değil, bir zihniyet karanlığıdır. Uzaklaştırma kararı olan erkeklerin, ellerini kollarını sallayarak o koruma altındaki kadınlara ulaşabiliyor olması, sistemin dişlilerinde bir yerlerin fena halde gıcırdadığını gösteriyor. Kanunlar korumak için vardır; sadece mahkeme salonlarının tozlu raflarında süs olsun diye değil.

Kadın cinayetleri "münferit" birer olay değildir. Bu cinayetler; cezasızlıktan beslenen, "erkeklik" gururunu cinayetle temizleyeceğini sanan o çarpık algının sonucudur.

Toplum olarak en büyük tehlikemiz, bu haberleri sıradanlaştırmak. Akşam haberlerinde alt yazı olarak geçen o 56 canın ağırlığını hissetmediğimiz an, biz de bu karanlığa ortak oluyoruz demektir.

Caydırıcı cezalar sadece kağıtta kalmamalı, en ağır haliyle uygulanmalı.

Eğitim, aileden başlayarak toplumsal cinsiyet eşitliğini temel almalı.

Şiddet, hiçbir bahanenin (kıskançlık, öfke, "sevgi") arkasına gizlenemeyecek kadar büyük bir suçtur.

İki ayda 56 can... Bu rakamın artmaması için sadece yasaların değişmesi yetmez; vicdanların da uyanması gerekir. Biz gazeteciler olarak yazmaya, sormaya ve o çığlıkların sesi olmaya devam edeceğiz. Çünkü susmak, o tetiği çeken elin yanında saf tutmaktır.

Unutmayın; bir kadının yaşam hakkı, hiçbir "erkeklik" davasından daha değersiz değildir…