4 Mart 2026 Çarşamba

SÖZDE ÜLKÜCÜLÜK!

Yayınlanma: 22.12.2025 09:46 · Yazar: Şafak Deliçakar

Gerçek hesaplar ve Devlet Bahçeli’yi hedef alan kampanyaların gün geçtikçe artması hayli dikkat çeken bir gündem maddesi olmaya başladı.

Maalesef sözde ülkücüler sazı ellerinden bırakmamaya ısrar ediyorlar.

Oysa ki Türkiye, “Yeni Türkiye Yüzyılı” vizyonu ve “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda tarihsel bir eşikten geçerken, dikkat çekici bir olgu da eş zamanlı olarak karşımıza çıkıyor: Kendilerini “ülkücü” olarak tanımlayan bazı çevrelerin, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi sistematik biçimde hedef alması.

Bu noktada sorulması gereken temel soru şudur:

Gerçekten ülkücülük adına mı konuşuluyor, yoksa ülkücülük kavramı bir kılıf olarak mı kullanılıyor?

ÜLKÜCÜLÜK MÜ, SİYASİ POZİSYONCULUK MU?

Ülkücülük; devletin bekasını, milletin birliğini, vatanın bölünmez bütünlüğünü önceleyen bir fikrî duruştur. Bu duruş, kişilere göre şekil almaz; ilkelere dayanır. Ancak son dönemde görüyoruz ki bazı çevreler, ülkücülüğü bir kimlikten ziyade siyasi baskı aracı ve kişisel hesapların maskesi hâline getirmeye çalışıyor.

Devlet Bahçeli’ye yöneltilen saldırıların ortak noktası, “Terörsüz Türkiye”, milli birlik, devlet aklı ve stratejik sabır gibi kavramlara duyulan rahatsızlıktır. Çünkü bu yaklaşım, kaostan ve kamplaşmadan beslenenlerin alanını daraltmaktadır.

ASIL RAHATSIZLIK NEREDEN KAYNAKLANIYOR?

Bu sözde ülkücü çevrelerin gizlemeye çalıştığı temel etkenler birkaç başlıkta toplanabilir:

Devlet Merkezli Siyasetin Güçlenmesi:

Bahçeli’nin temsil ettiği çizgi, popülizmi değil devlet aklını esas alıyor. Bu da marjinal söylemlerle varlık göstermeye çalışan grupları etkisizleştiriyor.

Terör Üzerinden Siyaset Yapma Alanının Daralması:

Terörsüz bir Türkiye hedefi, çatışma dilini ve istismar alanlarını ortadan kaldırıyor. Bu durum, sürekli kriz ve gerilim üreten yapıları rahatsız ediyor.

Yeni Türkiye Yüzyılı’nda Rol Kaybı Korkusu:

Türkiye’nin yeni döneminde; hamaset değil, sorumluluk; bağırmak değil, çözüm üretmek değer kazanıyor. Bu dönüşüm, eski alışkanlıklarla siyaset yapmaya çalışanları dışarıda bırakıyor.

Kişisel Hırsların İdeolojinin Önüne Geçmesi:

Ülkücülük, makam ve mevki aracı değildir. Ancak bazıları için ideoloji, sadece bir sıçrama tahtasıdır. Bu nedenle liderliğe ve kurumsal duruşa saldırı kaçınılmaz hâle geliyor.

Hedef Bahçeli Değil, Duruştur

Bugün hedef alınan aslında Devlet Bahçeli’nin şahsı değil; onun temsil ettiği istikrarlı, devletçi ve milli duruştur. Bu duruş; dış müdahalelere kapalı, içeride ise ayrıştırıcı değil birleştirici bir siyaset anlayışını savunmaktadır.

Gerçek ülkücülük, zor zamanlarda devleti tartışmaya açmak değil; devleti ayakta tutma sorumluluğunu omuzlamaktır. Sosyal medya sloganlarıyla, hakaret diliyle, linç kampanyalarıyla ülkücülük yapılmaz.

Türkiye, yeni yüzyılına girerken net bir ayrım ortaya çıkmaktadır: Devletin yanında duranlar ve kaostan medet umanlar.

Kamuoyunun artık şunu görmesi gerekiyor:

Devlet Bahçeli’yi hedef alan sözde ülkücü söylemler, ideolojik değil hesaplıdır. Ve bu hesapların merkezinde ne millet vardır ne de devlet.

Gerçek ülkücülük; sessiz ama kararlı, sabırlı ama tavizsiz bir duruştur.

Gürültüyle değil, sorumlulukla yürünür.