11 Nisan 2026 Cumartesi
SON DAKİKA

TOPLUMSAL CİNNET!

Yayınlanma: 11.04.2026 11:03 · Yazar: Şafak Deliçakar

Türkiye’de sabahları kahve kokusuyla değil, adliye haberlerinin soğuk ve karanlık yüzüyle uyanıyoruz artık. 

Gazeteyi her açışımızda, haber sitelerine her tıkladığımızda aynı kâbusun farklı yüzleri çarpıyor suratımıza: Bir sokak ortası infazı, bir kadının çığlığı, bir yaşlıya atılan tekme ya da rızkını kazanmaya çalışan bir esnafın gasp edilişi...

Görünen o ki; biz sadece ekonomik bir krizle değil, derin bir vicdan ve akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız.

Mesele sadece rakamlar değil. O rakamların ardında sönen hayatlar, parçalanan aileler ve geleceğinden korkan çocuklar var. 

Eskiden "münferit" diyerek geçtiğimiz olaylar, bugün artık sokağa çıkarken cebimizde taşıdığımız bir endişe halini aldı. 

Aile içi şiddetin kapalı kapılar ardındaki boğucu sessizliği, taciz ve tecavüz vakalarının arsızca artışı, toplumun en güvenli kalesi olan "ev" kavramını bile sarsıyor.

Yıllardır süregelen farkındalık kampanyaları, seminerler, verilen destekler ve müfredatlara eklenen "etik" dersleri... Hepsi birer birer havada asılı kalıyor. Sormadan edemiyoruz: 

Bunca emek, bunca kaynak neden bu yaraya merhem olamıyor? Eğitim sadece diploma vermekse, evet, eğitimliyiz. Ancak eğitim; bir başkasının yaşam hakkına saygı duymayı, öfkeyi kontrol etmeyi ve adaleti kaba kuvvette aramama bilincini aşılayamıyorsa, ortada devasa bir boşluk var demektir.

Bu şiddet sarmalının en büyük yakıtı kuşkusuz "cezasızlık" algısıdır. Suçun karşılığında adaletin tecelli edeceğine dair inanç sarsıldığında, şiddet bir çözüm aracı olarak görülmeye başlanır. Sokaktaki magandanın, evdeki zorbanın ya da parktaki tacizcinin "bana bir şey olmaz" özgüveni, toplumun huzuruna vurulmuş en ağır darbedir.

Toplum olarak toplu bir cinnet halinin eşiğindeyiz. Şiddeti kanıksamak, ölümlere alışmak ve vahşeti birer "asayiş haberi" olarak izlemek bizi insanlığımızdan uzaklaştırıyor. 

Şafak vakti uyandığımız her yeni günde umudu konuşmak varken, kayıplarımızı saymak yüreğimizi derinden yaralıyor.

Artık pansuman çözümler değil, köklü bir zihniyet devrimi ve sarsılmaz bir adalet mekanizması şart. 

Aksi takdirde, her gün biraz daha eksilmeye, her gün biraz daha karanlığa gömülmeye devam edeceğiz.