EMEKLİNİN CÜZDANI VE ENFLASYONUN "İNCE" HESABI
5 Ocak 2026’da Milyonların gözü kulağı TÜİK’ten gelecek o son rakamdaydı ve nihayet beklenen veri açıklandı. Aralık ayı enflasyonunun yüzde 0,89 olarak duyurulmasıyla birlikte, SSK ve Bağ-Kur emeklilerimizin Ocak ayı zam oranı da yüzde 12,19 olarak tescillendi.
Peki, bu rakam çarşıda, pazarda, mutfakta neye karşılık geliyor?
Şöyle bir geriye dönüp 2025’in ikinci yarısına baktığımızda; Temmuz’dan Aralık’a kadar her ay eriyen bir alım gücü tablosu görüyoruz. Temmuz’da yüzde 2’lerle başlayan, Eylül’de yüzde 3’leri aşan o tırmanış, bugün emeklimizin maaşına "hak edilen fark" olarak dönüyor. Kağıt üzerinde her şey kuralına uygun: 6 aylık enflasyon eşittir maaş zammı. Ancak hayatın matematiği, TÜİK’in sepetinden biraz daha farklı işliyor.
Rakamların Dili Ne Diyor?
Yapılan hesaplamalara göre, halihazırda 16.881 TL olan en düşük emekli maaşı, bu artışla birlikte yaklaşık 18.938 TL seviyesine yükseldi. Rakamlar büyüyor, evet. Fakat asıl soru şu: Bu artış, emeklinin bir önceki yıldan devraldığı borç yükünü ve 2026’nın getireceği yeni zamları göğüslemeye yetecek mi?
Şu anki tabloda memur emeklisi ile SSK/Bağ-Kur emeklisi arasında bir makas oluştuğu da aşikâr. Memur emeklilerimiz toplu sözleşme ve enflasyon farkıyla yüzde 18,60 bandında bir artış alırken, işçi ve esnaf emeklimizin yüzde 12’lerde kalması, kamuoyunda "refah payı" beklentisini yeniden tetiklemiş durumda.
"İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın"
Osmanlı’dan bu yana yönetim felsefemizin harcı olan bu kadim düstur, bugün en çok emeklimizin hayat standardında sınanıyor. Yıllarca bu ülkenin ekonomisine prim ödeyerek, alın teri dökerek katkı sunan Bağ-Kur’lu esnafımız veya fabrikada dirsek çürüten SSK’lı işçimiz, bugün sadece "enflasyona ezdirilmemeyi" değil, ömrünün bu vaktinde "insanca yaşamayı" talep ediyor.
Meclis’in önünde şimdi önemli bir görev var: Kök maaş düzenlemesi ve ek refah payı. Eğer sadece açıklanan bu yüzde 12,19’luk oranla yetinilirse, korkarım ki emeklimiz 2026’nın daha ilkbaharında yeniden "geçim derdi" limanına demir atmak zorunda kalacak.
Netice itibarıyla; rakamlar teknik birer veridir, ancak o rakamların dokunduğu hayatlar gerçektir. Emeklinin sofrasındaki ekmeğin büyümesi, toplumsal huzurumuzun da teminatıdır. Umuyoruz ki; önümüzdeki günlerde bu teknik hesaplamalar, vicdan terazisinde yeniden tartılır ve emeklimizin yüzünü güldürecek ilave adımlar atılır.