9 Temmuz 2026 Perşembe
SON DAKİKA

TOPLUMSAL RUH SAĞLIĞIMIZ ALARM VERİYOR

Yayınlanma: 09.07.2026 09:46 · Yazar: Şafak Deliçakar

 

 

Son altı ayda ardı ardına gelen intihar haberleri, toplum olarak nasıl bir ruh hali içinde olduğumuzu ve ne denli büyük bir krizle karşı karşıya kaldığımızı açıkça gözler önüne seriyor. Dile kolay; tam 21 sivil vatandaşımız, son yarım senede kendi yaşamına son verdi. 

Bu sayı sadece istatistiki bir veri değil; yarım kalan 21 hayat, dağılan 21 aile ve toplumun bağrında açılan 21 derin yaradır.

Bu acı tablo, sivil vatandaşlarımızın psikolojik olarak nasıl bir çıkmazın içine sürüklendiğini, sessiz çığlıklarının nasıl duyulmadığını net bir şekilde gösteriyor. 21 insanın hayatından vazgeçecek noktaya gelmesi, münferit olaylar zinciri olarak geçiştirilemez. Bu durum, toplumsal ruh sağlığımızın ciddi bir alarm verdiğinin en somut kanıtıdır.

Peki, ne oluyor da bu insanlar yaşamdan kopmayı tek çare olarak görüyor? Ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı, derinleşen yalnızlık hissi, sosyal güvensizlik ya da aile içi krizler... Nedenler kişiye göre değişse de sonuç hep aynı: Çaresizlik. İnsanlar sorunlarıyla baş edemediklerinde, sığınacak bir liman veya bir çıkış yolu bulamadıklarında bu trajik sona sürükleniyorlar.

Burada asıl sormamız gereken soru şu: Biz toplum olarak, devlet olarak nerede eksik kalıyoruz? Komşusunun, arkadaşının ya da akrabasının psikolojik bir uçuruma doğru yuvarlandığını fark edemeyen sivil bir vurdumduymazlığın içinde miyiz? Daha da önemlisi, psikolojik desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın bu hizmetlere ulaşması ne kadar kolay? Kamu sağlığı politikalarımız, sivil vatandaşın ruhsal çöküşünü önlemede ne kadar etkin?

İntihar, sadece bireysel bir bunalımın sonucu değil, toplumsal bir bağın kopuşunun göstergesidir. Bu 21 vakayı çok yönlü incelemek; sosyologlar, psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarıyla birlikte bu çöküşün kök nedenlerine inmek zorundayız. Sivil toplum kuruluşlarından yerel yönetimlere, Sağlık Bakanlığı'ndan medyanın haber diline kadar herkesin bu konuda sorumluluk alması gerekiyor.

Bizler acıyı paylaşan, birbirine omuz veren bir toplum duk. Ne ara birbirimizin sessiz çığlıklarına bu kadar sağırlaştık? Başka hayatlar sönmeden, başka ailelerin ocaklarına ateş düşmeden toplumsal ruh sağlığımızı koruyacak, insanımıza yalnız olmadığını hissettirecek mekanizmaları acilen hayata geçirmeliyiz. Unutmayalım ki, kurtarılmayan her hayat hepimizin ortak kaybıdır.