ASAMIZ NE?
Hz. Musa’dan Bugüne Bir Tevhit Dersi
Hz. Musa’nın elindeki asa, sıradan bir değnek değildi.
Allah’ın emriyle denizi yardı.
Kayadan su çıkmasına vesile oldu.
Firavun’un karşısında korkuya değil, imana yaslandı.
Ve Firavun’un bütün oyunlarını Allah’ın izniyle boşa çıkardı.
“Hepimizin bir asası var; imtihan, onu nasıl kullandığımızda.”
Peki bugün biz Hz. Musa’yı örnek alacaksak, bizim asamız ne?
Elbette elimizde mucize gösterecek bir asa yok.
Ama hepimizin elinde bir imkân var.
Kiminin makamı…
Kiminin kalemi…
Kiminin görevi…
Kiminin parası…
Kiminin bilgisi…
Kiminin sözü…
Kiminin sosyal medyası…
Kiminin yetkisi…
Kiminin de sadece güzel bir insanlığı var.
İşte mesele burada başlıyor:
Elimizdeki imkânı ne için kullanıyoruz?
Makamımızı insanları ezmek için mi, yoksa insanların yükünü hafifletmek için mi?
Kalemimizi karalamak için mi, yoksa hakkı yazmak için mi?
Paramızı gösteriş için mi, yoksa bir gönlü ayağa kaldırmak için mi?
Yetkimizi korkutmak için mi, yoksa adaleti tesis etmek için mi kullanıyoruz?
Çünkü asa tek başına bir şey değildi.
Asayı etkili kılan, Allah’ın emrine teslimiyetti.
Bugün bizim elimizdeki makam da, para da, kalem de, görev de böyledir.
İyiliğin emrine verilirse asa olur.
Adaletin emrine verilirse asa olur.
Mazlumun yanında kullanılırsa asa olur.
Hakkı savunmak için kullanılırsa asa olur.
Ama aynı imkânlar kibir, zulüm, haksızlık ve çıkar için kullanılırsa; insanı yücelten bir asa olmaktan çıkar, sahibinin imtihanına dönüşür.
Firavun’un çok şeyi vardı.
Ordusu vardı.
Makamı vardı.
Sarayları vardı.
Gücü vardı.
Ama karşısında Musa’nın asası değil, Allah’a güvenen Musa’nın imanı vardı.
Bugün de güç sahibi olmak her zaman haklı olmak değildir.
Bazen küçücük bir kalem, koca bir makamdan daha güçlüdür.
Bazen bir garibin duası, sarayların kapısını açamayacağı kadar büyük kapılar açar.
Bazen doğru söylenmiş tek bir söz, yıllarca kurulmuş bir yalan düzenini sarsar.
O halde kendimize soralım:
Benim asam ne?
Ve daha önemlisi:
Ben elimdeki asayı kimin için kullanıyorum?
Çünkü hayat bize makam, para, kalem, bilgi ve imkân verebilir.
Fakat bunların hepsi bir gün elimizden alınacaktır.
Geriye şu soru kalacaktır:
“Sana verdiğim imkânlarla ne yaptın?”
Belki bizim denizimiz de önümüzde duruyor.
Belki aşmamız gereken bir korku, çözmemiz gereken bir mesele, savunmamız gereken bir hak, kaldırmamız gereken bir mazlum vardır.
O halde Musa gibi yürümeli…
Asamıza değil, asayı kullanmayı emredene güvenmeliyiz.
Çünkü gerçek güç elde tuttuğumuz şeyde değil, onu hangi niyetle ve kimin rızası için kullandığımızdadır.
Haydi, herkes kendi asasına baksın.
Benim asam ne?
Senin asan ne?
Ve en önemlisi:
Asan bugün kimin işine yarıyor?
“Allah sana bir asa vermiş olabilir; fakat o asayı Firavunlaşmak için mi, Musa olmak için mi kullanacağın senin imtihanındır.
Cumanız, Ömrünüz ve Rızkınız Bereketli olsun.