HUKUK HERKES İÇİNSE, HAKİKAT DE HERKES İÇİN OLMALI!
AİHM’nin Osman Kavala hakkında verdiği son karar, Türkiye’de yeniden hukuk ve insan hakları tartışmasını gündeme getirdi.
AİHM’nin kararlarını eleştirmek elbette mümkündür. Bir mahkemenin kararını sorgulamak da mümkündür.
Ama asıl sorulması gereken daha büyük bir soru var:
İnsan hakları gerçekten evrensel mi, yoksa yalnızca bazı insanlar ve bazı ülkeler söz konusu olduğunda mı hatırlanıyor?
Peki aynı insan hakları hassasiyetini Gazze’de neden aynı güçte göremiyoruz?
Gazze’de çocuklar öldürülürken…
Siviller hayatını kaybederken…
Hastaneler zarar görürken…
İnsanlar evlerinden, yurtlarından koparılırken…
Uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri neden aynı yüksek sesle savunulmuyor?
İşte insanlığın vicdanını yaralayan asıl soru budur.
Çünkü insan hakkının milliyeti yoktur.
Çocuğun dini, dili, pasaportu yoktur.
Masum insanın hangi ülkede doğduğunun da bir önemi olmamalıdır.
Türkiye’den hukuk devleti bekleyenler, Gazze’de de hukukun üstünlüğünü savunmalıdır.
Türkiye’den insan haklarına saygı isteyenler, Filistinli çocukların da insan olduğunu hatırlamalıdır.
Türkiye’den sivillerin korunmasını isteyenler, Gazze’deki siviller için de aynı hassasiyeti göstermelidir.
Aksi halde ortaya hukuk değil, seçici hukuk çıkar.
Ve seçici hukuk, insanlığın vicdanında güven kaybına neden olur.
Hukuk güçlü olmalıdır.
Ama güçlü olduğu kadar tutarlı da olmalıdır.
Bir yerde insan onuru için ayağa kalkıp başka bir yerde aynı insan onurunun çiğnenmesine sessiz kalmak, ister istemez çifte standart tartışmasını doğurur.
Çünkü adalet; dostuna başka,
düşmanına başka, güçlüye başka, zayıfa başka uygulanamaz. Adalet, adalettir.
Bugün mesele yalnızca Kavala meselesi değildir.
Mesele, dünyanın hukuk anlayışının samimiyet meselesidir.
Eğer insan hakları evrenselse;
Gazze’de de evrenseldir.
Eğer hukuk üstünse; herkes için üstündür.
Eğer adalet varsa; sınır tanımaz.
Tarih bir gün yalnızca mahkeme kararlarını değil, kimlerin hangi haksızlık karşısında sustuğunu da yazacaktır.
Bugün insanlığın ihtiyacı süslü cümlelerden çok daha fazlasıdır.
İhtiyacımız olan şey, aynı ölçüyü herkese uygulayan bir hukuk anlayışıdır.
Ve belki de bugün Avrupa’nın insan hakları kurumlarının kendilerine sormaları gereken en önemli soru şudur:
“Biz gerçekten insan haklarını mı savunuyoruz, yoksa bize uygun olduğunda insan haklarını mı hatırlıyoruz?”
Çünkü hak, güçlü olanın yanında değil;
haklı olanın yanında durmayı gerektirir.