SİYASETTE KARAKTER KRİZİ…
Seçmenin endişeli bekleyişi ve güven arayışı her geçen gün derinleşerek ve genişleyerek artıyor. Saha çalışmaları, sokak gözlemleri ve vatandaşla yapılan birebir sohbetler, Türk siyasetinin uzun süredir görmezden gelinemeyen büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Özellikle muhalefet kanadında ki partilerde yaşananlar, sadece o partilerin kendi iç meseleleri olmaktan çıktı ülkenin krizi haline geldi. Bu cenahta yaşananlar doğrudan toplumun huzurunu, siyasi istikrar beklentilerini ve en önemlisi de demokrasiye olan inancı sarsan yapısal bir probleme ve neticesinde kutuplaşma eksenli şiddetli kavgalara dönüştü.
Toplumsal, siyasi veya ideolojik kutuplaşma eksenli şiddetli kavgalar, bireyleri "biz ve onlar" olarak bölen ve yapıcı diyaloğu imkânsız kılan yıkıcı süreçlerdir. Bu tür çatışmalar genellikle yankı odaları, dezenformasyon ve duygusal manipülasyonlarla besleniyor.
Siyasi ikbalini bu çirkinliklere dayandıran siyasetçiler ve bağlı oldukları siyasi kurumlar var oldukça yaşanılan belirsizliklerin ve olumsuzlukların bitmesi mümkün değildir.
Gezdiğimiz yerlerde, esnaf ziyaretlerinde ve mahalle kahvelerinde siyasette yaşanan bu durum nedeniyle vatandaşın dilinde "Artık siyasette karakter kalmadı" mealinde cümlelere şahit olmaktayız.
Seçim dönemlerinde meydanlarda verilen birlik ve beraberlik mesajlarının sandıklar kapanır kapanmaz nasıl unutulduğuna, koltuk kavgalarının, bitmek bilmeyen gizli ve açık çekişmelerin hatta şiddetli kamplaşmaların tavan yaptığına şahit oluyoruz.
Parti içi disiplinin, ilkesel duruşun ve siyasi nezaketin yerini alan bu tahammülsüzlük iklimi sadece siyasetçileri değil onlara umut bağlayan milyonları da yoruyor.
Sokaktaki insanın en çok merak ettiği ve yanıtını aramamı istediği soru “Bu kaos daha ne kadar sürecek” oluyor. Cevap ne yazık ki kısa vadede ve kolay verilebilecek gibi değil. Çünkü mesele sadece birkaç ismin partilerinden ayrılması ya da yönetim kademelerinin değişmesi meselesi değil.
Mesele, siyasette "ilke" yerine "bireysel ikbal" odaklı bir anlayışın hâkim olmasıdır. Siyasetçiler toplumun gerçek gündemi olan geçim sıkıntısını, adaleti, eğitimi ve gençlerin geleceğini konuşmak yerine, kendi içlerindeki kısır çekişmeleri ve taht kavgalarını ana gündem maddeleri haline getirdiği sürece bu güvensizlik iklimi derinleşmeye devam edecektir. Ancak unutulmamalıdır ki, Türk siyaset tarihi krizlerden beslenen yapıların er ya da geç tasfiye olduğu örneklerle doludur.
Seçmen artık kimin ne söylediğinden ziyade, kimin ne yaptığına ve hangi ahlaki zeminde siyaset ürettiğine bakıyor. Vatandaşın siyasete yeniden güvenmesi ve inanması artık partilerin tabelalarını değiştirmesiyle ya da yeni ittifaklar kurmalarıyla mümkün değildir.
Siyasette samimiyetin ve şeffaflığın yeniden tesis edilmesi, koltuk kavgalarının bir kenara bırakılıp halkın gerçek dertlerine odaklanılması, siyasi etiğin ve omurgalı duruşun her türlü çıkarın üstünde tutulması gereklidir. Aksi takdirde, "kime güveneceğiz" sorusu cevapsız kalmaya devam edecektir. Neticesinde vatandaşın büyük bir yüzdesinin siyasetten tamamen kopması kaçınılmaz olacaktır.
Vatandaş sandığa giderken "Kime inanıp kime güveneceğiz" sorusunu sormaya gerek görmeden ve elleri titremeden oy vermek istiyor. Ancak sahadaki manzaraya bakınca siyasi aktörlerin toplumsal talepleri okumaktan ziyade kendi iç hesaplaşmalarıyla meşgul olduğu görünüyor.
Bu durumda seçmen oy verirken eskiden olduğu gibi sadece siyasi ideolojilerine göre değil, kendisini temsil edecek siyasetçilerin karakterine göre de oy vermek durumunda kalacak. İnanılan ideoloji ile seçilmesi için dayatılan siyasetçi arasında uyum olup olmadığına bakacak.
Dürüstlük, tutarlılık, etkili iletişim, liyakat ve kriz yönetimi becerisi bir siyasetçide bulunması gereken temel özelliklerdir. Savunduğu ideolojiyi eğip bükmeden, rüzgâra göre yön değiştirmeden net bir şekilde ortaya koymalıdır. Siyasetçinin geçmişteki söylemleri ve eylemleri, bugün savunduğu ideoloji ile çelişmemelidir.
Seçmenin günlük hayattaki kaygılarını anlaşılır şekilde dile getirmelidir. Seçmenle bağını koparmamalı, her zaman ulaşılabilir ve dinlemeye açık olduğunu hissettirmelidir.
Seçmenin taleplerini parlamento, medya ve meydanlarda savunmalıdır. İdeolojiyi sadece soyut bir söylem olarak bırakmamalı, somut kalkınma, eğitim ve sağlık projelerine dönüştürmelidir.
Etrafını sadece sadık kişilerle değil, kendi ideolojik vizyonunu hayata geçirebilecek liyakatli uzmanlarla doldurmalıdır. Kendi kişisel veya maddi çıkarlarını, temsil ettiği kitlenin ve ideolojinin önüne koymamalıdır. Seçmen, siyasetçinin baskı anlarında veya zor şartlar altında dahi ideolojik ilkelerinden taviz vermeyeceğinden emin olmalıdır.
Siyasetin akılla, ahlakla ve en önemlisi karakterle buluşacağı günleri görebilmek ümidiyle, vatandaşın sesini dinlemeye ve aktarmaya devam edeceğiz.