31 Ağustos 2026 Pazartesi
SON DAKİKA

UHUT CAMİİ’NDE BİR VAAZ, BİR MUHASEBE VE BİR İMTİHAN

Yayınlanma: 31.08.2026 09:28 · Yazar: Abdülkadir Demir

 

 

Bugün Uhud Camii’nde, ilçe müftümüzün vaazını dinleme fırsatı buldum.

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, uzun zamandır dinlediğim ve zihnimde iz bırakan sohbetlerden biriydi.

 

Sadece konuşmadı; gönüllere dokundu.

Sadece anlatmadı; düşündürdü.

Sadece nasihat etmedi; insanı kendi nefsiyle yüzleştirdi.

 

Özellikle Peygamber Efendimiz’in ﷺ güzel ahlâkı, merhameti, sabrı, insanları incitmeme hassasiyeti ve sünneti hayatımıza taşımanın önemi üzerine yaptığı anlatım gerçekten takdire şayandı.

 

Peygamber Efendimiz ﷺ, 63 yıllık mübarek hayatıyla insanlığa yalnızca ibadeti değil, güzel insan olmayı ve güzel ahlâkı da öğretti.

 

O’nun ﷺ hayatına baktığımızda; insan gönlünü incitmemek, affetmek, merhamet etmek, öfkeye hâkim olmak ve insanları kazanmak için gayret etmek olduğunu görüyoruz.

 

Peki biz?

 

Bazen en yakınımızdaki insanı, eşimizi, evladımızı, kardeşimizi, arkadaşımızı bir sözümüzle kırıyoruz.

 

Öfkelendiğimizde dilimize hâkim olamıyor, sonradan pişman olacağımız sözleri bir anda söyleyiveriyoruz.

 

Sonra da:

 

“Peygamber Efendimizin sünnetini yaşamak istiyorum.”diyoruz.

 

Oysa sünnet sadece şekil değildir.

 

Sünnet; güzel ahlâktır.

Sünnet; merhamettir.

Sünnet; sabırdır.

Sünnet; affetmektir.

Sünnet; öfkelendiğinde susabilmektir.

Sünnet; gönül kırmak yerine gönül almaktır.

 

Belki de kendimize sormamız gereken soru tam da budur:

 

Biz Peygamberimizi ne kadar seviyoruz ve O’nun ﷺ ahlâkından hayatımıza ne kadarını taşıyoruz?

 

İşte bugün Uhud Camii’nde dinlediğim vaaz, beni biraz da bu muhasebeye götürdü.

 

AHİRETİN DEHŞETİNİ HATIRLATAN BİR ANLATIM

 

Müftümüzün sohbetinde bir bölüm vardı ki, doğrusu zihnimde uzun süre kalacak.

 

Ahiret gününün dehşetini anlatırken, cehenneme düşen insanın içine düşeceği çaresizliği tasvir etti.

 

Öyle dehşetli bir gün ki…

 

İnsan, kurtulabilmek için kendi evladını, anne ve babasını, hatta bütün insanları bile gözden çıkarabilecek bir çaresizlikle karşı karşıya kalacak.

 

Bugün uğruna her şeyimizi feda ettiğimiz evlatlarımızı düşünelim.

 

Onların dünyadaki geleceği için çalışıyoruz.

Eğitimleri için mücadele ediyoruz.

Maddi imkânlarını hazırlamaya çalışıyoruz.

 

Ama asıl soru şu:

 

Onların ahireti için ne yapıyoruz?

 

Kendimizi ve evlatlarımızı nefsin esaretinden kurtarmak için ne kadar gayret ediyoruz?

 

Çünkü dünya hayatı geçici…

 

Asıl hazırlık, dönüşü olmayan o büyük güne yapılmalıdır.

 

Bu nedenle bugün dinlediğim sohbeti yalnızca bir cuma vaazı olarak görmedim.

 

Benim için aynı zamanda bir aile muhasebesi, bir nefis muhasebesi ve bir ahiret muhasebesiydi.

 

Namazımızı da öylesine huzur ve huşû içerisinde eda ettik ki, adeta Uhud Camii’nin mihrabında Kâbe’nin manevi iklimini yaşamış gibi olduk.

 

Bir araştırmacı-yazar olarak, bugün dinlediğim vaaz ve irşad hizmetine kendi adıma tam puan veriyorum.

 

Müftümüzü bu güzel sohbetinden dolayı tebrik ediyor, kendisine teşekkür ediyorum.

 

Ancak burada bir başka noktaya da dikkat çekmek istiyorum.

 

VAİZLİK BAŞKA, İDARECİLİK BAŞKA BİR İMTİHANDIR

 

Bir müftüyü yalnızca kürsüdeki hitabetiyle değerlendirmek yeterli değildir.

 

Çünkü vaaz başka, idarecilik başka bir imtihandır.

 

Kürsüde adaleti anlatmak önemlidir.

 

Fakat makamda adaleti uygulamak çok daha önemlidir.

 

Kürsüde hakkaniyetten söz etmek güzeldir.

 

Fakat karar verirken yakına da uzağa da aynı ölçüyü uygulayabilmek asıl imtihandır.

 

İdarecilik;

 

yakına da uzağa da aynı mesafede durabilmektir.

 

İnsanı makamına, çevresine, ilişkilerine veya kişisel yakınlığına göre değil; hak, adalet, liyakat ve hakkaniyet ölçüsüne göre değerlendirebilmektir.

 

Çünkü adalet, yalnızca anlatılan bir kavram değildir.

 

Adalet, uygulandığında anlam kazanan bir emanettir.

 

Bu sebeple bugün vaaz ve irşad noktasında tam puan verdiğim müftümüzün, idarecilik imtihanında nasıl bir yönetim anlayışı ortaya koyacağını da zaman içerisinde hep birlikte göreceğiz.

 

Hakkaniyet olacak mı?

Adalet herkese eşit uygulanacak mı?

Kul hakkı konusunda aynı hassasiyet gösterilecek mi?

Liyakat ve ehliyet esas alınacak mı?

İdari kararlarda tarafsızlık korunacak mı?

 

Bunların cevabını bugün vermek benim haddim değil.

 

Bunu zaman gösterecek.

 

Benim temennim ise çok açık:

 

Kürsüde anlattığı güzel ahlâkı, adaleti, merhameti ve hakkaniyeti, makamında da yaşatan bir müftümüz olsun.

 

Çünkü bazen en güzel vaaz, sözle anlatılan değil, makamda ve hayatta yaşatılan vaazdır.

 

Bugün Uhud Camii’nde gönüllere dokunan bu güzel sohbet için ilçe müftümüze teşekkür ediyor, kendisini tebrik ediyorum.

 

Rabbim hepimize;

güzel ahlâkla yaşamayı,

gönül kırmamayı,

evlatlarımızı nefsin esaretinden korumayı,

ahiret gününe hazırlıklı olmayı

ve makam sahibi olduğumuzda adaletten ayrılmamayı nasip eylesin.

 

Çünkü hepimiz bir gün O büyük huzurda, yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz.

 

Allah, anlattıklarımızı yaşama; yaşadıklarımızı da güzel örnek olma sorumluluğundan bizleri ayırmasın.